edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2008

Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler: Masal

MASAL

Özellikleri:

  1. Kurgusu kimin tarafından oluşturulduğu bilinmeyen anonim ürünlerdir.
  1. Olaylar, hayâl ürünü ve gerçek dışıdır.
  1. Kahramanlar olağanüstü özellikler gösterir.
  1. Eğiticilik esastır.

  1. Masallar iyi ve kötülerin çatışması üzerine kurulur ve İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalanabilir.

  1. Dünya edebiyatında Kelile ve Dimne, Bin Bir Gece Masalları; Türk edebiyatında Keloğlan masalları ünlüdür.

  1. Anlatımda öğrenilen geçmiş zaman (-miş'li geçmiş zaman) kullanılır.

  1. Tekerleme, döşeme, olay ve dilek bölümlerinden oluşan bir plânı vardır.

TEKERLEME ÖRNEĞİ

Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde, devler top oynarken, eski hamam içinde... Hasılı kelam, yıkıldı hamam; üşüdüm üşüdüm üş oldum, bir torbacık keş oldum. Keşimi elimden aldılar, beni yola saldılar; yolda bir tarak buldum, tarağı Tatar'a verdim. Tatar bana at verdi, elime Derat verdi; bindim gittim küheylana, vardım indim Hindistan'a. Hindistan'da kanlar akar, güzeller de Dana bakar. Tamam tamam temaşa, hoş geldin 3ayram Paşa. Bayram Paşa'nın atlan kiyir kiyir cişniyor; arpa saman istiyor. Arpa saman yokmuş,

Bir varmış, bir yokmuş, Allah'ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış. Develer tellal iken, pireler çoban iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, memleketin birinde Perili Ana derler bir kocakarı varmış.....

06 Mayıs 2008

Edebiyat türleri: Erotik Edebiyat

Erotik edebiyat, birey ya da topluluk olarak insanın erotik yaşamını gözlemci, itirafçı, eleştirel, dadaist ve benzeri şekillerde ortaya koyan edebiyat türüdür. İlk ve en başarılı örneklerini Pierre Louys, Sappho, Marquis de Sade gibi isimler vermiştir.

Fransız edebiyatında asıl yerini bulan bu tür, Geç Amerikan döneminde de büyük ilgi görmüştür. Dünya genelinde, bu türdeki eserlerin büyük çoğunluğu başta sansürlemeye, yasaklamaya uğramıştır.

05 Şubat 2008

Cumle Turleri

Cümle Türleri


Cümleler, kendini oluşturan sözcüklerin anlamlarına, cümlede bulundukları yerlere, türlerine göre değişik özellikler gösterir. İşte bu özelliklere göre cümleler değişik gruplar altında incelenir. Bu grupları biz dörde ayırabiliriz.

A. Yüklemlerine Göre Cümleler

B. Öğe Dizilişlerine Göre Cümleler

C. Anlamlarına Göre Cümleler

D. Yapılarına Göre Cümleler


A. YÜKLEMLERİNE GÖRE CÜMLELER

Buna “yükleminin türüne göre” de denilebilir. Çünkü cümleyi yüklemine göre incelerken yüklemi oluşturan sözcüklerin türüne bakılır.

1. Fiil Cümlesi: Yüklem durumunda bulunan söz, çekimlenmiş bir fiilse, cümle fiil cümlesidir.

Örnek: “Soğuk günler artık geride kaldı.” cümlesinde “kaldı” yüklemdir. Bu yüklem “kalmak” fiilinin bilinen geçmiş zamanda çekimlenmesiyle oluştuğundan, cümle, yüklemine göre fiil cümlesi olur.


2. İsim Cümlesi: Yüklem çekimli bir fiil değilse, ister isimden ister edattan isterse fiilimsiden oluşsun isim cümlesi sayılır. Yani adına aldanıp sadece ismin yüklem olduğu cümleler olarak anlamamak lazım bunu.

Örnek: “Bu roman, yazarın okuduğum ilk kitabıydı.” cümlesinde yüklem “kitabıydı” sözü üzerine kuruludur ve “kitap” ismi “idi” ekfiilini alarak yüklem olmuştur. Elbette yüklem bu cümlede “yazarın okuduğum ilk kitabıydı” şeklinde bir isim ve sıfat tamlamasından oluşan söz öbeğidir.


B. ÖĞE DİZİLİŞİNE GÖRE CÜMLELER

Türkçe’de cümleyi oluşturan öğeler belli bir mantık dizilişine göre sıralanır. Hatta tamlamayı oluşturan sözcüklerin bile bir sıraya göre dizilmesi gerekir. Bu dizilişlerde en önemli unsur yüklemdir. Çünkü dilimizde yüklemin daima sonda bulunması gerekir. İşte öğelerin bu sıralanışına göre, cümleler iki grupta incelenir.

1. Kurallı Cümle: Yüklemi sonda bulunan, yani öğelerin Türkçe’nin kurallarına göre sıralandığı cümlelerdir.

Örnek: “Buralarda eskiden çok güzel evler vardı.” cümlesinde “vardı” yüklemi sonda bulunduğu için cümle kurallıdır.

2. Devrik Cümle: Yüklemi sonda bulunmayan cümlelerdir.

Örnek: “Bu kitabı iki yıl önce okumuştum ben.”cümlesinde yüklem “okumuştum” öğesidir. Ondan sonra “ben” öznesi geldiğinden yüklem sonda değildir. Öyleyse cümle devriktir.

Bazı cümlelerde ise cümlenin temel öğesi olan yüklemin bulunmadığı görülür. Gerçi “öğe dizilişine göre” dendiğinde sadece kurallı, devrik anlaşılır, ancak yüklemin bulunmaması da cümlede öğe dizilişini etkiler. Yüklemin bulunmadığı cümlelere ise eksiltili cümle denir.

3. Eksiltili Cümle: Yüklemi bulunmayan cümlelerdir. Yargının ne olduğu okuyucunun yorumuna bırakılır.

Örnek: “Karşımızda geniş ve yemyeşil bir ova... Onun tam ortasında küçük ama çok güzel bir göl...” cümlelerinde yüklem yoktur. Üç noktalar yüklemin eksik olduğunu gösterir. Ancak biz cümlede “vardı, görünüyordu, bulunuyordu” gibi bir yargının verilmek istendiğini anlıyoruz. Öyleyse bu cümleler eksiltili cümlelerdir.


C. ANLAMINA GÖRE CÜMLELER

Elbette her cümlenin bir anlamı vardır. Ancak cümleler bu anlamı değişik yapılarla bildirir. Bazen bir yargıyı haber verir. Bazen anlamı, soruyla bildirir. Bazense bir duyguyu aktararak ifade eder. İşte bu bildirme şekillerine göre cümleyi üç grupta inceliyoruz.

1. Haber Cümlesi: Bir yargıyı olumlu ya da olumsuz biçimde aktaran cümlelerdir. Bir eylemin yapıldığını, yapılabileceğini, bir varlığın bulunduğunu ifade eden cümleler olumlu, tersini ifade edenler olumsuzdur. Olumlu cümlelerde mantıkça istenen bir durumun bulunması gerekir.

Aşağıdaki yüklemleri inceleyerek bunu açıklayalım.

Olumlu: geldi, koşmalı, var, paralı, güzel

Olumsuz: gelmedi, koşmamalı, parasız, güzel değil

Görüldüğü gibi olumlu yüklemler “-ma, -me” olumsuzluk ekiyle, “değil” olumsuzluk edatıyla, “-sız” gibi olumsuz anlam veren eklerle olumsuz hale getirilebiliyor. Bazı cümlelerde ise yapıca yukarıdaki olumsuzluklar bulunduğu halde cümle anlamca olumlu olabilir. Bu, çoğu kez iki olumsuzluğun bir arada bulunduğu yargılarda görülür.


Örnek: “Aslında o seni tanımıyor değildi.” cümlesinde “tanımıyor değil” yükleminde iki olumsuzluk vardır ve bunlar yüklemin “tanıyor” şeklinde olumlu bir yargı vermesini sağlamışlardır.

Bazı cümlelerde ise olumsuzluk, soru yoluyla sağlanır.

Örnek: “Ben onu unutabilir miyim hiç?” cümlesinde yüklem olumlu olduğu halde cümlenin anlamı soru yoluyla olumsuz hale getirilmiştir.

Bazı cümlelerde olumsuzluk bağlaçlarla sağlanır.

Örnek: “Ne konuyu biliyor ne soruyu soruyor. cümlelerinde ne... ne.... bağlacı,

Örnek: “Sanki o seni seviyor da.”cümlesinde “sanki” bağlacı cümleye olumsuz anlam katmıştır.


2. Soru Cümlesi: Cevap almak amacıyla hazırlanan cümlelerdir. Bunlar değişik soru sözcükleriyle sağlanır.

Örnek: “Siz de bizimle gelir misiniz?”

“Sana bu ceketi kim almıştı?”

“Ne zaman bizi ziyaret edeceksiniz?” cümleleri birer soru cümlesidir.

Soru cümlelerinde de olumluluk-olumsuzluk olabilir. Bunu yüklemin yapıca olumlu ya da olumsuz olması belirler.

Örnek: “Bu olayı o da biliyor mu?” cümlesinde yüklem olumlu olduğundan cümle olumlu soru cümlesidir.

Örnek: “Dünkü davete o da gelmedi mi?”cümlesi yüklemi olumsuz olduğu için, olumsuz soru cümlesidir.


3. Ünlem Cümlesi: Yargıyı bir duygu aktararak ortaya koyan cümlelerdir. Çoğu zaman kızgınlık, sevinme, alınma, heyecan gibi bir duygu aktarır ya da seslenme bildirir.

Örnek: “Ne güzel bir kitap bu!”

Örnek: “Hey, bana baksana sen!”cümleleri ünlem cümlesidir.


Bunların dışında bazı kaynaklarda istek cümlesi, şart cümlesi, emir cümlesi, gereklilik cümlesi gibi anlamına göre cümleler de verilmiştir. Ancak bu, cümlenin yapısıyla ilgili olmayan sadece anlama bağlı özelliktir. Eğer bunu göz önüne alırsak, her cümleye bir ad bulmak gerekebilir.

Örnek: “Konuşabilirsin ama biraz alçak sesle.” cümlesi şart,

Örnek: “Şimdi bir soğuk su olsa da içsek.” cümlesi istek,

Örnek: "Yarına kadar bu ödevler bitecek.” cümlesi emir,

Örnek: “Bugünün işini yarına bırakmamalısın.”cümlesi gereklilik anlamı veren cümlelerdir.


D. YAPILARINA GÖRE CÜMLELER

Her cümle bir yargı bildirir. Ancak bazı cümlelerde birden fazla yargı bildiren unsur bulunur. Bunlar bazen iki ayrı yüklemle, bazen yan cümleciklerle sağlanır. Cümlenin yapısına geçmeden önce yapıyı belirleyen temel ve yan cümleleri görelim.

Temel Cümle: Bir cümlenin yüklemi temel cümledir. Cümlenin bildirmek istediği asıl yargı da bu cümleyle verilir. Diğer öğeler temel cümleyi açıklayan tamamlayıcı öğelerdir.

Örnek: “Akşama geleceğim.” cümlesinde “geleceğim” yüklemi temel öğe, “akşama” sözü de onun tamamlayıcı öğesidir.


Yan Cümle: Tam bir yargı bildirmeyen, temel cümlenin bir öğesi durumunda bulunan ve kendi içinde değişik tamamlayıcı öğeler de alabilen söz öbeğidir. Yan cümleler iki şekilde yapılabilir: Fiilimsilerle ve çekimli fiillerle.

• Fiilimsilerle yapılanlar: Cümle içinde temel cümlenin bir öğesi olan ya da bir öğenin tamamlayıcısı olan fiilimsiler yan cümlecik yapar.

Örnek: “Öğretmen sınıfa girince herkes ayağa kalktı.”cümlesinde “ayağa kalktı” yüklemdir. “Ne zaman ayağa kalktı?” sorusuna “Öğretmen sınıfa girince” cevabı geliyor. Cümlede zarf tümleci olan bu öğe “girince” bağfiili üzerine kuruludur. Görüldüğü gibi fiilimsi, bir öğe durumundadır. Öyleyse zarf tümleci bir yan cümleciktir.

Örnek: “Bana fotoğrafını gönderen okuruma teşekkür ederim.” cümlesinde ise “teşekkür ederim” yüklemdir. “Kime teşekkür ederim?” sorusuna “Bana fotoğrafını gönderen okuruma” dolaylı tümleci cevap verir. Cümlede “gönderen” sıfat-fiilini görüyoruz. Bu söz “okur” isminin sıfatı durumundadır. Yani dolaylı tümlecin tamamlayıcı öğesidir. Tamamladığı öğeyle birlikte yan cümle yapmış ve dolaylı tümleç görevini üstlenmiştir.

Örnek: “Karadeniz’de denize fazla açılmak tehlikelidir.”

Örnek: “Davetime gelmeyişine çok üzüldüm.”

Örnek: “Onunla nerede buluşacağınızı biliyor musunuz?”

Örnek: “Babasını görmeden okuluna gitmezdi.”

Örnek: “Kapıyı açar açmaz karşımda onu gördüm.” cümlelerinde altı çizili söz öbekleri fiilimsiyle yapılan yan cümleciklerdir.


• Çekimli Fiillerle yapılanlar : Fiilin yüklem olabilmesi için çekimli olması gerektiğini söylemiştik. Ancak her çekimli fiil yüklem olmaz, bazen cümlenin tamamlayıcı öğesi olur. İşte bu durumda, yani çekimli bir fiilin bir öğe olduğu durumda, bu fiil yan cümlecik olur.

Örnek: “O da gelirse gideriz.”cümlesinde “gideriz” yüklemdir; “O da gelirse” zarf tümlecidir. Bu tümleci oluşturan “gelirse” sözü “gelmek” fiilinin geniş zamanının şartıyla çekimlenmiştir. Görüldüğü gibi çekimli bir fiil temel cümlenin öğesi durumundadır ve yan cümlecik oluşturmuştur.

Örnek: “O bana, ben de geleceğim, dedi.” cümlesinde ise “dedi” yüklemdir; "ben de geleceğim” sözü ise nesnedir. Bu öğe aynı zamanda “geleceğim” sözünün çekimli olmasından dolayı bir cümle özelliği de gösteriyor. Bu yüzden nesne görevindeki bu cümle, bir yan cümlecik oluşturmuştur.


Şimdi cümleleri yapılarına göre inceleyerek konuyu daha da pekiştirelim.


1. Basit Cümle: İçinde yan cümlecik bulunmayan cümlelerdir. Bu cümleler tek bir yargı bildirir.

Örnek: “Bu sıcakta evde oturulur mu?” cümlesi basit bir cümledir. Çünkü “oturulur mu” yükleminden başka yargı bildiren öğe yoktur. Yan cümlecik kullanılmayan bir cümle basit demektir.

Örnek: Basit cümle demek, kısa cümle demek değildir.

Örnek: “Bahçenin ana kapısından, üstü başı perişan, zavallı bir adam, elinde eski, yırtık bir torbayla içeriye girdi.” cümlesi uzun bir cümledir. Ancak tek bir yargı bildirdiğinden, yani içinde yan cümlecik bulunmadığından basittir.

Örnek: “Kalabalıktan biri yavaşça kürsüye doğru ilerledi.”

Örnek: “İri iri şeftalileri büyük bir zevkle dalından kopardı.”

Örnek: “Sözlerime içten içe gülüyorlardı.” cümleleri yapısına göre basit cümlelerdir.


2. Bileşik Cümle: Tek bir yüklemi olan ve içinde yan cümlecik bulunan cümlelerdir. Yan cümlenin özelliğine ve yükleme bağlanışına göre değişik gruplara ayrılır.

a. Girişik Cümle: Yan cümleciğin fiilimsi olduğu cümlelerdir.

Örnek: “Çocukların sağlıklı büyümesi için gayret gösterilmeli.” cümlesinde “gayret gösterilmeli” yüklemdir. Diğer söz öbeği zarf tümlecidir. Bu tümleç içindeki “büyümesi” isim-fiili yan cümle yapmıştır. Fiilimsi hangi öğe içindeyse, görevi o öğeyle özdeştir. Bu cümlede zarf tümleci içinde olduğundan kendisi de zarf tümlecidir.

Örnek: “Çiçekleri koparan çocukları sonunda yakaladım.” cümlesinde “yakaladım” yüklemdir. “Çiçekleri koparan çocukları” nesnedir. Nesne içindeki “koparan” sıfat-fiili yan cümlecik yapmış, yan cümleciğin görevi de nesnedir.

Örnek: “Kimsenin kalbini kırmadan görevini yaptı.” cümlesinde “yaptı” yüklem, “kimsenin kalbini kırmadan” zarf tümlecidir. “Kırmadan” fiilimsi olduğundan yan cümleciktir.

Örnek: Bazen yan cümlecik yüklemin içinde de olabilir.

Örnek: “Kimsenin bilmediği, ıssız güzel bir yerdi.” cümlesi bir sıfat tamlaması olduğundan, olduğu gibi yüklemdir. Yüklem içindeki “bilmediği” sıfat-fiili sıfat görevindedir. Yani yüklemin temel unsuru olan “yer” isminin tamamlayıcı öğesi olduğundan yan cümleciktir.


Bazı cümlelerde ise fiilimsi yüklem görevindedir.

Örnek: “Romancının görevi okuyucuyu aydınlatmaktır.” cümlesinde “aydınlatmaktır” fiilimsisi, temel cümleyi oluşturduğundan cümlede yan cümlecik yoktur. Cümle basit bir cümledir.


b. Şart Cümlesi: Temel cümleye şart koşan bir yan cümlecikten oluşan cümlelerdir. Yan cümle daima -se, -sa şart kipiyle çekimlenir.

Örnek: “Bir kişi daha olursa kadroyu tamamlıyoruz.” cümlesinde “tamamlıyoruz” yüklemdir. “Bir kişi daha olursa ” öğesi ise şart bildiren yan cümleciktir.

Örnek: “Sınava iyi hazırlanmışsa, onu mutlaka kazanır.”cümlesinde “kazanır” yüklemdir, “sınava iyi hazırlanmışsa” öğesi ise temel cümleye şart koşan bir yan cümleciktir.


Şart anlamı veren her cümle yapıca şart cümlesi değildir.

Örnek: “Yarın gelmek üzere şimdi dağılabilirsiniz.” cümlesinde şart anlamı olmasına rağmen cümle yapısına göre şart cümlesi değildir. “Gelmek” sözü fiilimsi olduğundan cümle girişik bileşik cümledir.


c. İlgi Cümlesi: Çekimlenmiş bir fiilden oluşan yan cümleciğin, temel cümleye “ki” bağlacıyla bağlandığı cümlelerdir. Temel cümle çoğu zaman “ki” den önceki öğedir.

Örnek: “Anladım ki o da beni seviyormuş.” cümlesinde “anladım” yüklemdir. “Neyi anladım?” diye sorarsak “o da beni seviyormuş” sözü gelir; bu nesnedir. Aslında bir cümle olabilen söz öbeği nesne görevinde kullanıldığı için yan cümlecik oluşturmuştur. Yükleme “ki” bağlacıyla bağlandığı için cümle ilgi bileşik cümlesidir.


d. İç İçe Bileşik Cümle: Cümle içinde bulunan başka bir cümlenin yüklemin bir öğesi durumunda bulunduğu ya da bir öğenin tamamlayıcısı olduğu cümlelerdir.

Örnek: “İçeriye girerken duyduğum, dışarıda bekle, sözü beni korkuttu.” cümlesinde “korkuttu” yüklemdir. “Korkutan ne?” sorusuna “dışarıda bekle, sözü” cevap veriyor. Özne olan bu öğenin içinde bulunan “dışarıda bekle” söz öbeği aslında bir cümle olabilir; çünkü “bekle”, çekimlenmiş bir fiildir. Cümle olabilecekken temel cümlenin öğesi durumunda bulunan bu öğe, bir yan cümleciktir.

Cümlenin yüklemine göre gösterdiği durum da çoğu zaman yapıyla birlikte adlandırılır.

Örnek: “Bu konuyu iyi bilmek çok önemlidir.” cümlesi yüklem isim soylu olduğu için isim cümlesi, “bilmek” yan cümleciğinden dolayı bileşik cümledir. İkisini birden ifade edecek olursak, cümle bileşik isim cümlesidir.


3. Sıralı - Bağlı Cümle: En az iki yüklemi bulunan cümlelerdir.

Örnek: “Kalktı, gitti.” cümlesinde “kalktı” ve “gitti” yüklemleri birbirinin öğesi durumunda bulunmayan ayrı yüklemlerdir ve sıralı cümle oluşturmuşlardır.

Eğer yüklemler birbirlerine bir bağlaçla bağlanmışlarsa buna bağlı cümle denir.

Örnek: "Aradım, fakat evde yoktun.” cümlesinde “aradım” cümlesiyle “evde yoktun” cümlesi birbirine “fakat” bağlacıyla bağlanmıştır. Dolayısıyla bağlı cümle oluşturmuştur.

Örnek: “Seni çağırdım, çünkü sana bir haberim var.”

Örnek: “Mademki sen de gelecektin, niçin bana haber vermedin?”

Örnek: “Ne konuyu biliyorsun ne de öğrenmeye çalışıyorsun.” cümleleri değişik bağlaçlarla bağlanan bağlı cümlelerdir.


Sıralı cümlelerde yüklemlerin ortak öğesi bulunabilir. Bu tür cümlelere bağımlı sıralı cümle denir.

Örnek: “Öğrenciler kitaplarını aldılar, çantalarına koydular.” cümlesinde “aldılar” birinci cümlenin yüklemidir. “Öğrenciler” özne, “kitaplarını” nesnedir. İkinci cümlenin yüklemi “koydular” dır. Bu cümlenin de öznesi “öğrenciler”; nesnesi “kitaplarını”dır. Görüldüğü gibi hem “aldılar” hem “koydular” yüklemlerinin özneleri ve nesneleri ortaktır. Bu nedenle cümle bağımlı sıralı cümledir.


Sıralı cümlede yüklemlerin hiçbir ortak öğesi yoksa cümle “bağımsız sıralı cümle” adını alır.

Örnek: “Çocuklar bahçede oynuyordu; anneleri onları bekliyordu.” cümlesinde “oynuyordu” ve “bekliyordu” yüklemlerinin hiçbir ortak öğesinin olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla cümle bağımsız sıralı cümledir.

Anlatım bozuklukları

Anlatım Bozuklukları - 1

Her cümle belli bir düşünceyi, duyguyu aktarmak için kurulur. Bu cümlenin, ifade edeceği anlamı açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya koyması gerekir. Ayrıca mümkün olduğunca gereksiz unsurlardan arındırılmış olmalıdır bu cümle. İşte bu özelliği göstermeyen cümleler, anlatım bakımından bozuktur.


Bu konu ile ilgili, ÖSS’de 5 ya da 6 soru çıkmaktadır. Sadece anlamla ilgili olmayıp dilbilgisi ile de ilgili özellikler gösterdiğinden, daha önceki konuların, özellikle cümle öğelerinin, çok iyi bilinmesi gerekir.


Bu alanda sorulan sorular değişik özellikler gösterir. Bazen bir cümle verilir ve “Bu cümledeki anlatım bozukluğu nasıl giderilir?” diye sorulur, bazen de “Aşağıdakilerden hangisinde anlatım bozukluğu vardır?” şeklinde sorulur.


Anlatım bozukluklarını anlama ve yapıya dayalı bozukluklar olmak üzere iki grupta toplayabiliriz:


1. Anlama dayalı bozukluklar:


Bu bozuklukları birkaç bölüme ayırarak inceleyebiliriz.


* Gereksiz sözcük kullanılması



* Cümlede belirsizlik bulunması



* Birbiriyle çelişen ifadelerin bulunması



* Sözcüğün anlamca cümleye uymaması



* Sözcüklerin yanlış eyleme bağlanması



* Mantık hatasının olması



* Deyimin yanlış anlamda kullanılması



* Sözcüğün yanlış yerde kullanılması



* Bazen de bu belirsizlik noktalama işaretleriyle giderilir.


Örneğin;


“Yaşlı adamın yüzüne dalgın dalgın baktı.”


cümlesinde “dalgın dalgın” bakanın “yaşlı” olduğunu belirtmek için, “yaşlı” dan sonra virgül gelmelidir. Aksi takdirde “yaşlı” sözü adam isminin sıfatı olacaktır.




* Cümlede gereksiz sözcük kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.




Bir cümlede gereksiz sözcük bulunduğunu anlamak için, sözcük cümleden çıkarılır. Bu durumda cümlenin anlam ve anlatımında bir bozulma oluyorsa o sözcük gerekli, olmuyorsa gereksizdir.


“Herkesi eleştirip tenkit etmek bize hiçbir yarar sağlamaz.”


cümlesinde “eleştirip” sözcüğünün verdiği anlamla “tenkit etmek” sözcüğünün verdiği anlam aynıdır. Öyleyse bu cümlede “eleştirip” sözü gereksizdir. Cümleden çıkarılmalıdır.


“İki kardeşten en küçüğü arkadaşımdı.”


“Bilgili insanlardan yararlanmayı, istifade etmeyi bilmeliyiz.”


cümlelerinde altı çizili sözcükler gereksizdir.


* Bir cümlenin anlamı içinde bulunan başka bir sözü cümlede kullanmak da gereksiz sözcük kullanımına girer.


Cümlede böyle bir sözcük varsa, o cümle de anlatım bakımından bozuktur.


“Böyle yüksek sesle bağırmana gerek yok, sağır değilim.”


cümlesinde “bağırmak” zaten yüksek sesle konuşmak anlamındadır. Öyleyse bu sözün anlamı içinde bulunan “yüksek sesle” sözüne gerek yoktur.


* Cümlede belirsizlik varsa, o cümle iyi bir cümle değildir.


Bu belirsizlik mutlaka giderilmelidir.


Örneğin;


“Geleceğini babamdan öğrendim.”


cümlesinde “geleceğini” sözü belirsizdir. Çünkü kimin geleceği belli değil. “Onun geleceği” de olabilir; “senin geleceğin” de olabilir. Bu belirsizlik giderilmeli ve sözcüğün kime ait olduğu belirginleştirilmelidir.


* Bazı eylemler olumlu durumlarda, bazıları olumsuz durumlarda kullanılır. Eylemin anlamca yanlış yerde kullanılması da anlatım bozukluğuna yol açar.




Örneğin;


“Bana yardım ederek, işi kısa sürede bitirmeme neden oldu..”


cümlesindeki “neden olmak” eylemi daima olumsuz anlamlar verecek biçimde kullanılır. Oysa işin kısa sürede bitirilmesi olumlu bir durumdur. Öyleyse “neden oldu” sözü bu cümlede yanlış kullanılmıştır. Bunun yerine cümle “...bitirmemi sağladı.” şeklinde bitirilebilir.


* Bazı cümlelerde mantık hatasının bulunması da o cümlenin anlatımını bozar.




Örneğin;


“Bırakın patates doğramayı yemek bile yapamaz o.”


cümlesinde “bırakın” sözcüğünün cümleye kattığı anlamdan dolayı sanki patates doğramak yemek yapmaktan daha önemliymiş gibi görülüyor. Bu yanlışın düzeltilmesi için cümle,


“Bırakın yemek yapmayı, patates bile doğrayamaz o.”


şeklinde söylenmelidir.


* Bazen sözcüklerin bağlandığı ortak eylemler de anlatımda bozukluğa yol açar.


Örneğin;


“Bu davranışıyla bize yarar mı sağladı zarar mı belli değil.”


cümlesinde “yarar” ve “zarar” sözcükleri “sağladı” eylemine bağlanmıştır. Ancak “yarar sağlamak” doğru olsa bile, “zarar sağlamak” doğru değildir. Cümle;


“Bu davranışıyla bize yarar mı sağladı, zarar mı verdi belli değil.”


şeklinde söylenmelidir.


* Bu, bazen öğelerin eyleme bağlanmasında da görülür.


Örneğin;


“Ayağına ayakkabı, omzuna şal, üzerine pardesü giyip dışarı çıktı.”


cümlesinde “ayakkabı, şal ve pardesü” sözcükleri “giymek” eylemine bağlanmıştır. Oysa şal giyilmez, atılır.


* Cümlede deyimin yanlış yerde kullanılması da cümlenin anlamını bozar.


“Öğretmenin anlattığı konu tüm öğrencilerin dikkatini çekmişti. Herkes kulak kabartmış, öğretmeni dinliyordu.”


cümlesinde “kulak kabartmış” yanlış kullanılmıştır. Çünkü “kulak kabartmak” fark ettirmeden dinlemek anlamındadır. Burada “kulak kesilmek” deyiminin kullanılması gerekirdi.


* Bazı sözcüklerin anlamları birbirine karıştırılabilir. Cümledeki sözcüklerin anlamına da dikkat edilmelidir.




Örneğin;


“Çocukların birbiriyle uygunluk içinde olmaları beni sevindirdi.”


cümlesindeki “uygunluk” sözü yanlış anlamda kullanılmıştır. Çünkü burada “uyum” sözü kullanılmalıdır.


* Bazen sözcük doğrudur ancak cümlede bulunduğu yer doğru değildir.


Örneğin;


“Yeni elbisemi giymiştim ki kapı açıldı.”


Cümlesinde “yeni” sözünün yeri anlatımda bozukluğa yol açmıştır. Çünkü burada söylenmek istenen, elbisenin yeniliği değil, giymenin yeni yapıldığıdır. Öyleyse cümle;


“Elbisemi yeni giymiştim ki kapı açıldı.” şeklinde olmalıdır.


* Aynı anlama gelen ek ve sözcüklerin bir arada kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.


Örneğin;


“Onun beni sevmemesinin nedeni, fikirlerini benimsememiş olmamdandır.”


cümlesinde “nedeni” sözcüğü bir olayın sebebini anlatıyor. Ayrıca “olmamdandır” sözündeki “-dan” eki de neden anlamı veren bir ektir. İkisinin bir arada bulunması cümlenin anlatımını bozmuştur. Cümle,


“Onun beni sevmemesinin nedeni, fikirlerini benimsememiş olmamdır.”


şeklinde düzeltilebilir.


Yapıya dayalı anlatım bozuklukları:


Bu tür bozukluklar daha çok, Türkçe’nin kurallarıyla ilgili olduğundan, soruları çözebilmek için dilbilgisi kurallarının iyi bilinmesi gerekir. Bu tür bozukluklar şu şekilde sıralanabilir:


* Öğe eksikliğinin bulunması



* Özneyle yüklem arasında olumluluk-olumsuzluk uyumsuzluğunun bulunması



* Özneyle yüklem arasında tekillik-çoğulluk açısından uyumsuzluğun bulunması



* Özneyle yüklem arasında şahıs yönünden uyumsuzluğun bulunması



* Tamlama uyumsuzluğunun bulunması



* Ek uyumsuzluğunun bulunması



* Etken-edilgen fiillerin bir arada bulunması



* İsim cümlelerinde ekfiilin ortak kullanılması




Şimdi bunları tek tek açıklayalım.


*Cümlede, kullanılması gereken bir öğenin bulunmaması, anlatım bozukluğuna yol açar. Bu, daha çok ortak kullanılan öğelerde görülür. Çünkü Türkçede her fiil, öğeleri aynı eklerle kendine bağlamaz.


Örneğin;


“Kardeşini yanına çağırdı, bir şeyler söyledi.”


cümlesindeki öğeleri inceleyelim: “Çağırdı” ve “söyledi” yüklemdir. Çağrılan ve söylenen kişi ise “kardeşi” dir. Yani “Kardeşini” öğesi her iki yüklemin ortak öğesidir. Bu ortak öğeyi yüklemlerle kullanalım. “Kardeşini çağırdı” doğrudur; ancak “kardeşini bir şeyler söyledi.” denmez, “kardeşine bir şeyler söyledi.” olmalı. “Kardeş” sözcüğünü iki kez kullanmamak için “ona” da diyebiliriz.


Başka bir örnek verelim:


“Arkadaşlarını pek sevmez, hatta çoğu zaman nefret ederdi.”


cümlesinde, sevmediği kişiler ile nefret ettiği kişiler aynıdır, yani “arkadaşları” ortak öğedir. Ancak “arkadaşlarını sevmez” dense de “arkadaşlarını nefret ederdi.” denmez; “arkadaşlarından nefret ederdi.” denmeli ya da onun yerine geçen “onlardan” sözü kullanılmalıdır.


Görüldüğü gibi bu tür bozukluklar daha çok sıralı cümlelerde görülüyor, ancak bileşik cümlelerde de bu tür öğe eksiklikleri görülebilir.


*Türkçe’de bazı özneler olumlu, bazıları olumsuz anlamlar verir. Buna göre yüklemlerin de olumlu, olumsuz çekimlenmesi gerekir.


Örneğin;


“Hiç kimse okula gelmedi, geziye gitti.”


cümlesinde gelmeyen ve gidenler aynı kişiler, ancak “hiç kimse” olumsuz bir öznedir ve yüklemi daima olumsuz çekimlenir. Oysa “gitti” olumlu bir çekimdir. Yani ikinci cümle özneyle uyum sağlamamıştır. Buna “hepsi” şeklinde bir özne getirilmelidir.


Gerçi bu, sadece özneyle ilgili bir durum değildir. Bu tür sözcükler başka öğe durumunda bulunduklarında da yüklem aynı özelliği gösterir.


Örneğin;


“Öğretmenimiz hiçbirimizi azarlamaz, çok severdi.”


cümlesinde, yine “hiçbirimizi” olumsuz olduğundan “hiçbirimizi severdi” şeklinde kullanılmaz; “hepimizi severdi” olmalıdır.


*Cümlede öznenin ifade ettiği şahıslarla yüklemin bildirdiği şahıs arasında bir uyum olmalıdır.


Özne birinci tekil, ikinci tekil (ben, sen); birinci tekil, üçüncü tekil (ben, o); birinci tekil, ikinci çoğul, (ben, siz); birinci tekil, üçüncü çoğul (ben, onlar) şahıslardan oluşuyorsa yüklem, daima birinci çoğul şahısa göre çekimlenir.


“Bu işi ancak ben ve sen halledebiliriz.”


“Dışarıda sadece ben ve o küçük çocuk kalmıştık.”


“Ben ve siz yarışmada eşit durumda değildik.”


“Ben ve birkaç yaşlı adam, kahvede uzun bir sohbete dalmıştık.”


cümleleri buna örnek gösterilebilir.


Eğer özne ikinci tekil ve üçüncü tekil (sen, o); ikinci tekil ve ikinci çoğul (sen, siz); ikinci tekil ve üçüncü çoğul (sen, onlar); şahıslardan oluşuyorsa, yüklem ikinci çoğul şahısa göre çekimlenir. Ancak ikinci tekil ve birinci çoğul (sen, biz) şahıslar özne olursa yüklem birinci çoğul şahısa göre çekimlenir.


“Sen ve annen burada ne yapıyordunuz?”


“Sen hatta hepiniz bu konuda suçlusunuz.”


“ Sen ve buradaki konukların, bize yarın gelebilirsiniz.”


"Galiba sonunda senle biz aynı sonuca ulaştık.”


cümleleri buna örnektir.


Öznenin insan ya da başka varlıklar olması da yüklemin tekil veya çoğulluğunu etkiler. Eğer özne bitkiler, hayvanlar, cansız varlıklar ya da soyut kavramlarsa, yüklem daima tekil olur. İnsanlar çoğul özne olduğunda ise yüklem tekil veya çoğul olabilir.


“Kuşlar dallara kondular.” değil “Kuşlar dallara kondu.”


“Sevgiler gizli kaldıkça güzelleşirler.” değil “güzelleşir.” olacak.


“Çocuklar geldi.” şeklinde de doğrudur, “Çocuklar geldiler.” de.


*Bazen özneyle yüklem arasındaki uyumsuzluk, öznenin anlamından kaynaklanır.


Örneğin;


“Nüfus sayımı bu yıl yapıldı, bir hayli artmış.”


cümlesinde “yapıldı” yükleminin öznesi “nüfus sayımı”dır, “artmış” yükleminin öznesi ise “nüfus” olacaktır. Ancak cümlede “nüfus” diye bir özne yoktur. Sanki nüfus sayımı, “artmış” yükleminin öznesi olmuştur. Bu ise anlamca uygun değildir.


*Sıfat ve isim tamlamalarının aynı tamlanana bağlanması anlatım bozukluğuna yol açar. Çünkü isim tamlamalarında tamlanan iyelik eki aldığı halde sıfat tamlamalarında tamlanan ek almaz. Dolayısıyla tamlananlar, niteliği farklı olduğundan, ortak kullanılamaz.


Örneğin;


“Kaza yerine birçok askeri ve polis aracı geldi.”


cümlesinde “araç” sözü hem “askeri” hem “polis” sözcüklerinin tamlananı durumundadır. Ancak “polis aracı” isim tamlamasıdır ve tamlanan iyelik eki almıştır. “Askeri” sözcüğü ise sıfat olabilecek bir sözcüktür ve “askeri araç” şeklinde sıfat tamlaması yapar; tamlanan da ek almaz. Dolayısıyla araç sözcüğü ortak tamlanan olarak kullanılamaz. Cümle;


“Kaza yerine birçok askeri araçla polis aracı geldi.”


şeklinde olmalıdır.


Burada ayrıca sıfat tamlamalarında görülen bir özelliği de ifade edelim. Türkçe’de sıfatlar çoğul anlam verirse isimler çoğul eki almaz. Bu özellik genellikle belgisiz sıfatlarda görülür.


Örneğin;


“Geceye birçok davetliler katıldı.”


cümlesinde “birçok” sıfatı çoğul bir anlam verdiği halde davetliler sözü de çoğul eki almıştır. Cümleden çoğul eki çıkarılmalıdır.


*Cümlede eklerin eksik kullanılması cümlenin anlatımını bozar.


Örneğin;


“Her ülke, dünya devletleri arasında önemli bir yer edinmek için, ekonomik açıdan gelişmesi gerekir.”


cümlesinde “gelişmesi” sözcüğündeki iyelik ekinin, sözcüğü nereye bağladığı belli değil; “kimin gelişmesi gerekir?” diye sorarsak “ülkenin” cevabı gelir. Öyleyse “ülke” sözcüğüne ilgi eki (-in) getirilmelidir.


Bazen de bu durumun tersi görülür.


“Sanatçının, topluma yararlı bir kişi olmak için, eserinde mutlaka toplum sorunlarına yer vermelidir.”


cümlesinde “yer veren kim?” sorusuna “sanatçı” cevap verir. Oysa cümlede “sanatçının” denmiş. Ya bu sözcükteki ilgi eki kaldırılmalı ya da yüklem “vermesi gerekir” şeklinde değiştirilmelidir.


*Bazı cümlelerde ise sözcükleri birbirine bağlayan ekler yanlış kullanılmıştır.


Örneğin;


“Senin en beğendiğim yanın, derslerine düzenli çalıştığındır.”


Cümlede öğeleri ortak olarak kullanan etken ve edilgen fiiller bir arada bulunmaz.


Örneğin;


“Bütün yemekleri hazırlayıp bir kenara koyulmalıdır.”


cümlesinde “hazırlamak” etken “koyulmalıdır” edilgen fiillerdir. Bunların aynı öğelerle kullanılması bozukluğa yol açmıştır. Cümle;


“Bütün yemekler hazırlanarak, bir kenara koyulmalıdır.”


şeklinde düzenlenirse bozukluk giderilir.


Sıralı isim cümlelerinde ekfiilin kullanılması da bazen bozukluğa yol açar.


Örneğin;


“O yaşlı şair geleneklere bağlı, ama yeniliklere kapalı değildi.”


cümlesinde iki yargı vardır: Şairin geleneklere bağlı olduğu, aynı zamanda yeniliklere de kapalı olmadığı, oysa cümlede “bağlı” sözü yüklem gibi kullanılmadığından “değildi” edatına bağlanıyor ve böylece şairin geleneklere bağlı olmadığı anlamı çıkıyor. Bunu engellemek için “bağlı” sözü “bağlıydı” şekline getirilmelidir.

ANLAM BAKIMINDAN ANLATIM BOZUKLUKLARI

1)Gereksiz Sözcük Kullanma:

Bir cümlede anlamları aynı olan veya anlamca biri diğerini içeren sözcüklerin birlikte kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.



*Kulağıma eğilerek alçak sesle bir şeyler fısıldadı.

*Bu yol yaya yürümekle bitecek gibi değil.

*Onlar da beş yıldır karşılıklı mektuplaşıyorlar.

*Geçmişteki hatıralardan bir şikayetim yok

*Ülkemizin sorunları bitmiyor ,tükenmiyor

*O günleri daha henüz dün gibi hatırlıyorum

*Bu gece ısı sıfırın altında eksi beş derece olacak.

*Gülmesinin nedeni bugün iyi bir haber almasındandır.

*Onunla ilk tanışmamızı unutamam.

*Dün gece uyurken gördüğü rüyayı anlattı.

*Sanki dalgasız bir deniz gibiydi yüzü.

*Sana söyleyeceğim bu gizli sırlarımı kimseye söyleme.

*Yaptıklarını kendi ağzıyla itiraf etti.

*Havada beyaz kar taneleri uçuşuyor.

*Bu iş yerinde aşağı yukarı üç dört yıldan beri çalışıyorum.

*Sınav yaklaştıkça öğrencilerin heyecanı gittikçe artıyor.

*Galiba başka çaresi de yok gibi görünüyor.

*Sınıfın boyu en kısa öğrencisini arkaya oturtmuşsun.

*Yaşlı adam söz almak için oturduğu yerden ayağa kalktı.

*Dosyadaki mevcut belgelerden anlaşılıyor ki bu iş uzun sürecek.

*Artık bundan sonra oraya gitmene gerek kalmadı.

*İki kardeşten en küçüğü okula gitmiyordu.

*Bu saatte oraya yalnız gidemem;seninle birlikte gitmek istiyorum.

*İşte seninle bu yüzden dolayı konuşmak istemiyorum.

*Niçin böyle yüksek sesle bağırıyorsun ki?

*Biz onlara iki günde bir, gün aşırı giderdik.

*Yorulmamıza rağmen basamaklardan yukarı hızlı hızlı çıkıyorduk.

*Türkçede Arapça ve Farsça dillerinden gelmiş sözcükler vardır.

*Böyle havalarda eve bir tane bile ekmek götürmeyi unutur.

*Kadın küçük çocuğa yaklaşarak senden büyük ağabeyin var mı diye sordu.

*Yarınki toplantıda ülkenin ekonomik ve iktisadi problemleri tartışılacak.



2)Sözcükleri birbiriyle karıştırma:

Anlamları veya yazılışları çok benzer olan sözcüklerin karıştırılması cümlenin anlam bütünlüğünü bozar.



*Geri kalmışlık Türkiye'ye özel bir durum değil.

*Bu binalar gerçekten çok yaklaşık yapılmış.

*Size birazdan düğün resimlerini göstereceğim.

*Bir öğrenci sınıfta kalmışsa onun sınıfı geçmesini güçlendiren nedenleri araştırmak gerekir.

*Bizden son öğretim durumunu gösteren bir belge istedi.

*Vatandaşlarımız arasında din ,dil,ırk ayrıntısı yapılamaz.

*Bazı öğrenciler derste çok çekimserdir.

*Uzun saçlı bir genç geldi,kendini bize tanıştırdı.

*Vezüv etken bir yanardağdır.

*Deterjandan elleri tahrip oldu.

*Bu bölgenin kendine özgün gelenekleri vardır.

*Camdan yankılanan ışık gözlerimi kamaştırdı.

*Yazarın on dördüncü kitabı da yayınlandı.

*Belediyeler sık sık güz etkenlikleri yapıyor.

*Çocukların birbirleriyle uygunluk içinde olmaları çok güzel.

*Bu iki olay arasında hiçbir ayrıcalık yok.

*Fiyatlar çok pahalı olduğu için satışlar çok durgun.

*Kar yolu kapadığı için geçit servis yolundan sağlanıyordu.



3)Sözcükleri Yanlış Anlamda Kullanma:

Sözcük, anlamına uygun yerde kullanılmadığı zaman ya da yanlış anlama gelecek şekilde kullanıldığında anlatım bozukluğu doğar.



*Bu onların bolluğa düştükleri zaman bile savurganlık etmelerine yol açar.

*Şimdi size yarın yayınlanacak programlardan bazılarını hatırlatıyoruz.

*Bence sizin bu sınavı kaybetme şansınız hiç yok.

*Alınan bunca borç Türkiye'nin Avrupa'ya bağımlı olmasını sağladı.

*Bugün dünyanın yüz kırk ülkesinde cüzamlılar günü kutlanıyor.

*Bu yıl babamın yüzünden sınıfı geçtim.

*Annesi iyi çorap dokurdu.

*Ektiğin fidanlar meyveye döndü.

*Her türlü girişimden çekinmeyen biriydi.

*Aldıkları para mutluluklarına yol açtı.

*Cumhuriyet 1923 tarihinde ilan edildi.

*Ben 21 Mart 1978 yılında doğmuşum.

*Uzun bir ders yılı daha tamamlanmak üzere tatil iyice yanaştı.

*Tırnakların bir hayli büyümüş.

*Dünden itibaren yağmur yağıyor

*Adamın başına silahı dayayarak cebindeki parayı çalmışlar.

*Bize yapılacak her türlü baskı bizi yolumuzdan alıkoyamayacaktır.

*Bu gençleri azımsamak ,onların başarılı olacaklarına inanmamak doğru değil.



4)Sözcüğün Yapısındaki Yanlışlık:

Bir sözcük dilbilgisi kurallarına aykırı türetilirse anlatım bozukluğu doğar.



*Mehmet Efendi on beş yıldır bakkalcılık yapıyor.

*Yiyecekleri kokturmuşsun.

*Bölgevi sorunlar artıyor.

*Her şeyi pahalılandırmışsınız.

*Bilinçleşmenin gerçekleşmesini eğitim sağlayacaktır.

*Dilimizi çirkinletmeyelim.

*Sizce bu kişi kaçtı mı kaçtırıldı mı?



5)Yerinde Kullanılmayan Sözcük veya Öğeler:

Bir sözcüğün cümlenin akışına veya anlamına uygun yerde kullanılmaması anlatım bozukluğuna yol açar.



*Hakan çok iyi futbolcu ama fazla topla oynuyor.

*Bu çocuk seneye yüksek inşaat mühendisi olacak.

*Eski Adana millet vekillerinden biri daha ölmüş.

*Günde kırk kere limonlu salatalık turşusu satan dükkana uğrardı.

*Cesetler çok denizde kaldığından çürümüş.

*Burada her Allah'ın günü kaza oluyor.

*Başbakan Çin'e bu yılın sekizinci büyük gezisini yapıyor.

*Değil bir lokma ekmek bir tabak yemek yine bulamaz.

*Bakanımız bir hafta içinde petrol üreten ülkeleri gezecek.

*Ağrısız kulak delinir.

*Atatürk'ün 119.doğum yılı törenle kutlanmıştı.

*Bu yemek fazla dışarıda kaldığı için bozulmuş.

*THY'ye ait 158 yolcunun bulunduğu uçak denize düşmüş.

6)Anlamca Çelişen Sözcüklerin Bir Arada Kullanılması:

Bir cümlede anlamca birbirine ters olan sözlerin birlikte kullanılması cümlenin anlam bütünlüğünü bozar.Genellikle kesinlik ihtimal çelişkisi görülür.



*Hiç şüphesiz bu olaya en çok üzülen başkan olsa gerek.

*Şüphesiz sanatçı bu alanda çok başarılı eserler vermiş olmalı.

*Kesinlikle söyleyebilirim ki tedavi hastayı ayağa kaldırabilir.

*Gönderdiğim paketi eminim bugüne kadar almış olmalısınız.

*Müdür Bey bu adam için:"Çok mütevazı , burnundan kıl aldırmayan biridir."diyor.

*Artık kesinlikle böyle bir hataya düşmeyebilir.

*Okulu bitireli hemen hemen tam on yıl oldu.

*Elbette onunla birlikte gitmiş olabilirler.



7)Deyim ve Atasözü Yanlışları:

Deyimler ve atasözleri kalıplaşmış ve halk diline,kültürüne yerleşmiş kelime gruplarıdır.Bu yüzden deyimlerdeki kelimeler kesinlikle değiştirilemez.Kullanılan deyim, cümleye de uygun olmalıdır.



*Babasını görünce paçaları tutuştu.

*Çok acıktım midem zil çalıyor.

*O kadar kalabalık ki çuvaldız atsan yere düşmez.

*Ona ayak bağı oluyor , işini çabuk bitirmesini sağlıyordu.

*Ona yardım et elinden geleni ardına koyma.

*Alma garibin ahını çıkar aheste aheste.

*Ev sahibi ,Ayşe Hanıma bu ne şıklık böyle deyince Ayşe Hanım üzerine alındı.

*Konferansta konuşmacının anlattıkları herkesin dikkatini çekmişti.Tüm dinleyiciler kulak kabartmış ,konuşmacıyı dinliyordu.

*Bu görüntüler karşısında saçlarım diken diken oldu.

*Bu konuyu onunla bir görüş o yol yolak bilen biridir.



8)Gereksiz Yardımcı Eylemler Kullanma:

Türkçede doğrudan fiil olarak çekimlenebilecek bir kelimenin yardımcı eylem alarak çekimlenmesi yanlıştır.



*Boşuna umut etme oraya gelmeyeceğim.

*Benden kuşku etmemelisin.

*Senin düşüncelerin hiçbir zaman bana etki etmez.

*Bu işi onun yapabileceğinden şüphe etmiyorum.

Not:Bu konuyu bazı kaynaklar anlatım bozukluğu olarak kabul etmez.ÖSS'de de şimdiye kadar böyle bir soru çıkmamıştır.



9)Mantık Hataları:

İyi ve sağlam bir cümlenin temel mantık ilkelerine uygun olması gerekir aksi taktirde anlatım bozukluğu yapılmış olur.



*Seninle değil şehir içinde gezmek, dünya turuna bile çıkılmaz.

*Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere hatırlatmaya çalıştık.

*Beyin zarı iltihapları iyi tedavi edilmezse ölüme;hatta sara nöbetlerine dahi yol açabilir.

*Tezgahtar müşterinin aldığı oyuncağı kağıda sardı ve müşteriye verdi.

*Karar TBMM'nin 230'a karşı 190 oyla aldığı bir kararla kabul edildi.



10)Zamir Eksikliğinden Kaynaklanan Anlatım Bozuklukları:

Bazı cümlelerde iyelik zamiri kullanılmadığı taktirde bir anlam belirsizliği ortaya çıkar.Cümlenin başına hem senin hem de onun zamirini getirebiliyorsak orada bir anlam belirsizliği vardır.Bu tip cümlelerdeki anlam belirsizliğini gidermek için cümlenin uygun bir yerine iyelik zamirinin getirilmesi gerekir.Aksi taktirde anlam belirsizliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu doğar.



*Ehliyetini polis almış öyle mi?

*Bana ne söyleyeceğini biliyorum.

*Geleceğini ben biliyordum.

*Yarışmada birinci olduğuna sevindim.



Not:Bazen de bu belirsizlik noktalama işaretleriyle giderilir.



*Hırsız, çocuğu kovaladı.

*Genç, adama seslendi.

*O, soruları yapamadı.



11)Karşılaştırma Hataları:

Bazı cümlelerden iki farklı anlam çıkabilmektedir.Bu tip karşılaştırma bildiren cümlelerdeki anlatım bulanıklığı giderilmediği taktirde anlatım bozukluğu ortaya çıkar.



*Adam,politikayla karısından çok ilgileniyor.

*Bu kötü insanlara sizden çok kızıyorum.

*Sen onu benden çok aradın.


DİLBİLGİSİ BAKIMINDAN ANLATIM BOZUKLUKLARI



1)Yüklem Yanlışlığından Doğan Anlatım Bozuklukları:

Yüklemle ilgili yanlışlıklar, yüklemin çatı,kişi,zaman,yardımcı eylemler,ek eylemler gibi noktalarda cümleye uygunluk göstermemesi durumudur.



*Kahvaltıda peynir,ekmek ve çay içtik.

*İçkiyi az sigarayı hiç içmem.

*Kimin dürüst,kimin dürüst olmadığını biliyor.

*Suçlamaların yersiz ve doğru olmadığını söyle.

*Baloya güzel bir elbise ve pahalı mücevherler takarak gelmişti.

*Çocuklarıyla bazen çok bazen de hiç ilgilenmezdi.

*Sabahları erken kalkar ve sakin havada koşuyordu.

*Annem yemek pişiriyor biz de ona yardım ediyorduk.

*Boyu kısa , bedeni de pek biçimli değildi.

*Aldığı şeyler hem pahalı hem de kaliteli değilmiş.

*Bu geziye okulumuz öğrencilerinden ve disiplin cezası almayanlar katılabilecek.





2)Özne Yanlışlığından Doğan Anlatım Bozuklukları:

Cümlede öznenin bulunmamasından,öznenin gereksiz ekler almasından, ya da özne olmayacak bir sözün özne gibi kullanılmasından kaynaklanır.



*Dernek müdürünün yetkileri alındı ve kovuldu.

*O insanların sayısı azalıyor bulunmaz oluyor.

*Belediye tarafından yaptırılan dört katlı binanın inşaatı bitirildi ve hizmete girdi.

*Yaşlı adamın parası alınarak evine gönderildi.

*Viraja hızlı giren aracın lastiği patladı ve kaza yaptı.

*Herkes kazayı seyrediyor, yardım etmeyi düşünmüyordu.

*Hastanın durumu gittikçe kötüleşiyor,yerinden kalkamıyordu.

*Filmin güzelliği herkesi etkiledi;çünkü güzel çekilmişti.





3)Özne Yüklem Uyuşmazlığından Kaynaklanan Anlatım Bozukluğu:

Öznenin tekillik çoğulluk ve şahıs bakımından uyuşması gerekir;aksi taktirde anlatım bozukluğu ortaya çıkar.



a)Topluluk isimleri özne ise yüklem tekil olur;ancak topluluk isimleri çoğul eki alıyorsa yüklem de alabilir.



*Bizim takım sahaya çıktılar.

*Takımlar nihayet sahaya çıktılar.

*Ordular uzun süredir savaşıyor.



b)Bitki,hayvan,cansız varlık ve organ isimleri çoğul durumda özne ise yüklem tekil olur.



*Nedense köpekler sabaha kadar havladılar.

*Çiçekler sıcaktan kurumuşlar.

*Bu sıralar çok sağlam yapılmışlar.

*Seni görünce gözlerim dolar.

Not:İnsan dışı varlıklar kişileştirme yolu ile çoğul özne ise yüklem de çoğul olabilir.


*Martılar denize dalıp dalıp çıkıyorlar.

*Martılar bize selam getirdiler.

*Dağlar beyaz şallarını omuzlarına attılar.



c)Eylem isimleri ,çoğul özne ise yüklem tekil olur.

*Gülüşmeler çok uzun sürdüler.

*Tartışmalar sabaha kadar devam ettiler.



d)Çoğul sayılar özne ise yüklem tekil olur.

*İki kişi bankayı soymuşlar.

*Derse on öğrenci girmediler.

*Bana beş soru bıraktılar.







e)Saygı,sitem,küçümseme gibi durumlar için özne tekil de olsa yüklem çoğul yapılabilir.

*Ahmet Bey bizi hatırlamadılar.

*Ayşe Hanım odasında yoklar.



f)Öznede belgisiz zamir ya da belgisiz sıfat varsa yüklem tekil olur.

*Hiçbiri sizi görmüyorlar.

*Herkes bu konuda aynı fikirdeydiler.

*Birçok kişi aynı sorunu tartışıyorlar.



g)Bir cümlede birden fazla özne varsa ve bu öznelerin biri 1. kişi ise yüklem 1. çoğul olur.

*Ali, Ahmet ve ben dün size uğramıştık.

*Ben ve kardeşim size inanmıyoruz.



h)Birden fazla özneden biri 2.kişi ise yüklem 2.çoğul;öznelerin biri 3.kişi ise yüklem 3. çoğul olur.

*Sen ve kardeşin derse girmemişsiniz.

*Ahmetle o bu akşam gelecekler.

*Ben,sen,o burada nöbet tutacağız.

*O ve Murat bunu hemen yapacaklar



4)Tümleç Yanlışları:

Özellikle sıralı cümlelerde tümleç (dolaylı tümleç, nesne, zarf tümleci) kullanılması gereken yerde kullanılmamışsa anlatım bozulur.Bir tümlecin birden çok yüklem için ortak kullanımı mümkündür.Ancak bu ortak tümleç yüklemlerden birine dahi uymazsa cümlede anlatım bozukluğu doğar.Tümleç yanlışlarını şu başlıklar altında inceleyebiliriz:



a)Dolaylı Tümleç Eksikliği:



*Düşman kenti bombaladı ; ama giremedi.

*Çukurova'nın toprağı insanı diriltir, umut verir.

*Sizi önemseyen ve inanan insanlar var.

*Gençlerden çok şey bekliyoruz;fakat değer vermiyoruz.

*Kadının içeri girmesiyle çıkması bir oldu.

*Bu evden nefret ediyordu ;ancak darda kalınca geliyordu.



b)Zarf Tümleci Eksikliği:

*Yeni yetişen sanatçılara yardım eder,ilgilenirdi.

*Bir daha seni görmek ve karşılaşmak istemiyor.

*Arkadaşlarını aradı,sonra buluştu.

*Kötü bir beste yaptığımda beni eleştirir ve tartışırdı.

*Senin sorunlarını çözmeye çalışıyor; başa çıkmak için uğraşıyoruz.



c)Nesne Eksikliği:



*Size teşekkür etmek ve kutlamak istiyor.

*Yazıya özendiği,dikkatle yazdığı belliydi.

*Sana telefon açmış,merak ediyormuş.

*Evin onarımını haftaya bitirecek , sonra da satacak.

*Bu kuralların gerekli olduğunu biliyorum;ama uygulayamıyorum.

*Yardıma muhtaç olanlara yardım eder , doyururdu.

*Onun sıcacık sesi bize ulaşır,mutlu ederdi.

*Yazılarında, halkı soyanlara çatar,yerin dibine batırırdı.

*Suçlunun evini bastılar,yakalayıp polise teslim ettiler.



5)Tamlama Yanlışları:



a)Bir sıfatla bir adın ortak tamlanana bağlanması anlatımı bozar:



*Doğa ve toplumsal olayları inceledik.

*Dün epik ve aşk şiirleri okuduk.

*Askeri ve devlet okullarına giriş sınavı yapılacak.

*Gençlik, duygusal ve kişilik sorunları yaşıyor.

*Politik ve ahlak yozlaşması önemli bir sorundur.



b)Çoğul anlamı taşıyan bir sıfattan sonra gelen ad tekil olmalıdır:



*Birçok seneler geçti.

*Bizde iki türlü düşünürler vardır.

*Her türlü tedbirler alındı.

*Birçok festivaller düzenlendi bu yaz.

*Bin türlü çiçekleri derledim sana.



c)Tamlayan Eki Eksikliği:



*Her önüne gelen aklına esen sözcüğü dilimize mal etmesi yanlıştır.

*Bu duygular geçici ve insanı yanıltıcı olduğu bilinmelidir.

*Büyük emek harcanarak yazılan eserler bilimsel bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekir.





d)Tamlayan Eksikliği:



*Öğrenciye bir şey vermeden gelişmesini umma.

*Arkadaşına yardım ederek mutlu olmasını sağladı.

*Tanıdıklarından alışveriş yaparak para kazanmalarına katkıda bulunurdu.

*Çocuklarıyla her konuyu konuşur , yanlışa düşmemelerine çalışırdı.



6)Eylem - Eylemsi Arasındaki Çatı Uyuşmazlığı:

Birleşik veya sıralı cümlelerde aynı özneyi alan yüklemlerin her ikisi de etken veya her ikisi de edilgen olmalıdır.

*Bütün sorunlar halledilip öyle gidecekti.

*Bütün sahipsiz hayvanlar toplanıp şehir dışına götürecek.

*Sorular çok dikkatli okuyarak çözülsün.

*Çok emek harcanıp az para kazanabilmiş.

Ses Bilgisi

Ses Bilgisi



ÜNLÜ DARALMASI

Sözcüklerin sonlarında bulunan geniş ünlüler (a, e) özellikle “-yor” ekinin darlaştırıcı özelliğinden dolayı daralarak, ı, i, u, ü dar ünlülerine dönüşür. Buna ünlü daralması denir.

bekl-e-yor > bekl-i-yor

kalm-a-yor > kalm-ı-yor

özl-e-yor > özl-ü-yor

soll-a-yor > soll-u-yor

örneklerinde bu daralma görülmektedir. “-yor” ekin den başka bir ekin ya da sesin darlaştırma özelliği yoktur. Ancak tek heceli olan “de- , ye-” fiilleri, kendinden sonra gelen “y” sesinden dolayı darlaşabilir.

de - yor > di - yor

de - yerek > di - yerek

de - yen > di - yen

Ancak bazen darlaşma olmayabilir.

de - y - ince > de - y - ince


KAYNAŞTIRMA HARFLERİ (KORUYUCU ÜNSÜZLER)

Türkçe kurallara göre bir sözcükte iki ünlü yan yana gelmez. Araya kaynaştırma harfi girer. Türkçe’de dört tane kaynaştırma harfi vardır: ş, s, n, y. Bunların her birinin özel kullanım yerleri vardır.

ş kaynaştırma harfi:

* Üleştirme sayı sıfatlarında kullanılır.

Örnek: İki-ş-er, altı-ş-ar, yedi-ş-er


s kaynaştırma harfi:

* Üçüncü tekil şahıs iyelik ekinden önce kullanılır. Daha çok isim tamlamalarında tamlanan görevindeki sözcükte görülür.

Örnek: Çocuğun oda-s-ı, Balığın koku-s-u

Not: Ancak “su” ve “ne” kelimeleri bu kurala uymaz.

Örnek: Yemeğin su-y-u yok. , Çocuğun ne-y-i kaybolmuş. örneklerinde olduğu gibi...


n kaynaştırma harfi:

* Zamirlerden sonra ek geldiğinde kullanılır.

Örnek: O-n-a haber verin. , Bu-n-u biliyoruz.

* İyelik eklerinden sonra hal eki gelirse kullanılır.

Örnek: Çocuğun kitabı-n-ı almışlar. , Fakirin evi-n-i yıkmışlar.

* İlgi eklerinden önce kullanılır.

Örnek: Soba-n-ın kapağı düşmüş. , Sene-n-in sonu geldi. , Kasaba-n-ın sıcağı çok bunaltıcı.


y kaynaştırma harfi: Yukarıdaki kuralların dışında olan her yerde “y” kaynaştırma harfi kullanılır.

Örnek: Oda-y-a girdim. , Üşü-y-erek uyandım. , Ağla-y-anı tanıyorum.

Not: Kaynaştırma harfleri aslında iki ünlü arasında kullanılır. Ancak bazen iki ünlü arasına gelmediği halde de kullanıldığı olur. Özellikle “ile, idi, imiş, ise” gibi sözcükler ünlüyle biten bir sözcüğe eklendiğinde baştaki “i” ünlüsü düşer ve yerine “y” kaynaştırma harfi gelir.

Örnek: silgi > silgiyle, soba > sobayla, hasta > hastaydı, kısa > kısaymış, bitti > bittiyse

Örneklerinde görüldüğü gibi “y” kaynaştırma harfi iki ünlü arasında değildir. Bu durum “n” kaynaştırma harfinde de görülebilir. Zamirlerden sonra hal eki geldiğinde gerekmese de bu harf bulunur.

Örneğin; “Ondan bunu hiç beklemezdim.” cümlesinde altı çizili sözcükte “n” kaynaştırma harfi iki ünlü arasında değildir.


ULAMA

Sessizle biten sözcükten sonra sesliyle başlayan bir sözcük gelirse, iki sözcük birbirine bağlanarak okunur. Buna ulama denir.

Örnek: Bakkaldan ekmek aldım. cümlesinde iki yerde ulama yapılmıştır. Sözcükler arasında herhangi bir noktalama işareti varsa ulama yapılmaz.


SES DÜŞMESİ

Sözcüğün aslında bulunduğu halde, ek geldiğinde bazı sesler düşebilir. Bu düşme hem ünlülerde hem ünsüzlerde görülür.


Ünlü Düşmesi

Sözcüğün aslında bulunan bir ünlünün düşmesidir.

Örnek: “Yapraklar daha şimdiden sarardı.” cümlesinde sözcüğün aslı “sarı”dır; “-ar-” eki geldiğinde sözcüğün sonundaki “ı” düşmüştür.

Ünlü düşmesinin en yaygın kullanımı ise “Hece düşmesi” adıyla anılan kuraldır. Buna göre, sözcüğün son hecesinde bulunan dar ünlüler, ünlüyle başlayan bir ek sözcüğe eklendiğinde düşer. Bu özellik bazı organ isimlerinde, Arapçadan dilimize geçen bazı sözcüklerde, bazı Türkçe fiillerde görülür.

sabır - ı > sabrı

akıl - ı > aklı

burun - u > burnu

gönül - üm > gönlüm


Örneğin; “Kahvaltıya hazırlanın.” cümlesinde altı çizili söz “kahve altı” sözlerinin birleşmesinden oluşmuş, bu sırada “kahve” sözündeki “e” düşmüştür.


Ünsüz Düşmesi

Sözcüğün aslında bulunan ünsüzün, ek geldiğinde düşmesidir.

küçük - cük > küçücük

büyük - cek > büyücek örneklerinde sözcüklerin sonlarında bulunan “k” ünsüzlerinin düştüğü görülüyor.


SES TÜREMESİ

Sözcüğün aslında olmadığı halde, ek geldiğinde ortaya çıkan seslerdir.

genç - cik > gencecik

bir - cik > biricik

az - cık > azıcık

örneklerinde ünlü türemesi görülmektedir. Buna benzer bazı sözcükler de vardır. Bunlar “öpücük, gülücük” gibi fiilden türeyen sözcüklerdir. Ancak “-cik”" eki isim soylu sözcüklerden yeni sözcükler türetebilir. Fiilden türeyen bu sözcüklerin “öpüşcük, gülüş - cük” gibi sözcüklerden “ş” sesinin düşmesiyle oluştuğunu söylemek daha mantıklı olacaktır. Dolayısıyla bir ünlü türemesinin olduğunu söylemek bu sözcükler için pek doğru olmaz.

Not: Bazen sözcüklerde ünsüz de türeyebilir. Arapçadan dilimize geçen his, af, zan gibi sözcükler ek ya da yardımcı fiil aldıklarında, sonlarındaki sessizler çiftleşir.


his - etmek > hissetmek

af - etmek > affetmek

zan - etmek > zannetmek

örneklerinde bu görülüyor. Burada aslında bir ses türemesinden çok sözcüğün Arapçadaki aslında bulunan şeklinin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ancak sözcükler Türkçe kurallara göre incelendiğinden, bu, türeme olarak alınagelmiştir.


Büyük ve Küçük Ünlü Uyumları

Her dilde olduğu gibi, dilimizde de sesler ünlü ve ünsüz olmak üzere iki grupta incelenir. Bir sözcükte ünlüler arasında olduğu gibi ünsüzler arasında da bazı özellikler, hatta ünlülerle ünsüzler arasında bazı özellikler vardır. Bunları belli başlıklar altında inceleyelim.


BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU

Türkçe’de sekiz ünlü vardır. Bunlardan a, ı, o, u kalın, e, i, ö, ü incedir. Bir sözcükte kalın ünlülerden sonra kalın, ince ünlülerden sonra ince ünlülerin gelmesi kuralına büyük ünlü uyumu denir.

Örneğin; “öğretmen” sözcüğü, bütün ünlüleri ince olduğu için kurala uyar, “asker” sözcüğü “a” kalın “e” ince ünlü olduğundan kurala uymaz. Üniversite sınavlarında bununla ilgili bir soru bugüne dek sorulmamıştır.


KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU

Bir sözcükte düz ünlüden sonra düz, yuvarlak ünlüden sonra düz - geniş veya dar - yuvarlak ünlülerin gelmesi kuralıdır. Özetle bu kurala göre;

a, ı, e, i ünlüleri birbirinden sonra gelebilir.

o, ö, u, ü ünlülerinden sonra ise u, ü, a, e gelebilir.

Bundan da soru çıkmadığından üzerinde fazla durmuyoruz.


ÜNSÜZ BENZEŞMESİ

Dilimizde ünsüzler sert ve yumuşak olmak üzere iki gruba ayrılır. Sert ünlüler “ç, f, t, h, s, k, p, ş” ünsüzleridir. Bunun dışında kalanlar ise yumuşak ünsüzlerdir.

Bir sözcük sert bir ünsüzle bitiyor ve o sözcüğe ünsüzle başlayan bir ek geliyorsa, ekin başındaki ünsüz sertleşir. Buna ünsüz benzeşmesi denir. Elbette bu benzeşme sert ve yumuşak şekli olan seslerde söz konusudur. Bu özelliği dört seste görüyoruz;

p - b, ç - c , t - d, ğ - g

Şimdi bu kuralı örneklendirelim:

“Kitap” sözcüğünün sonundaki “p” sesi serttir. Bu sözcüğe biz “-de” hal ekini getirirsek “kitapda” sözü oluşur. Bu durumda ekin başındaki “d” sesi yumuşak olduğundan sözcükte ünsüz benzeşmesine aykırı bir durum görülür. Kurala uyulması için, “d” sesi sertleşmelidir. Bunun serti ise, yukarıda göstermiştik, “t” dir. Dolayısıyla sözcük, “kitapta” olacaktır.


okul-dan > okuldan

av-cı > avcı

ağaç-dan > ağaçtan

ocak-cı > ocakçı

Yukarıdaki sözcüklerde eklerin sözcüğe nasıl uyduğu görülüyor. Birinci gruptaki sözcüklerde ek, yumuşak ünsüzle biten sözcüklere geldiğinde değişmemiş, ancak ikinci gruptaki sert ünsüzlere geldiği zaman sertleşmiştir. Bu durum sadece çekim eklerinde değil yapım eklerinde de geçerlidir. Ekler sayılara geldiğinde de aynı durum geçerlidir. Sayının sesleri nasılsa ek de öyle olmalıdır.

Örnek: 11'de, 8'den, 5'te, 3'ten


Özel isimlerde de aynı kural geçerlidir.

Örnek: Samsun’dan, Emin’de, Sinop’tan, Yunus’ta


ÜNSÜZ YUMUŞAMASI

İki ünlü arasında kalan sert ünsüzler yumuşar. Buna “ünsüz değişimi” denir. Elbette bu özellik, ancak yukarıda da söylediğimiz sert ve yumuşak şekli bulunan seslerde geçerlidir. Bunlar p, ç, t, k sert sessizleridir. Örneğin; “ağaç” sözcüğüne -i hal ekini getirsek, sözcüğün sonundaki “ç” sert sessizi yumuşayarak “c” olur; yani “ağacı” şeklinde yazılır.

Örnek: dolap - a > dolaba, çekiç - e > çekice, kanat - ı > kanadı, yemek - e > yemeğe

Yukarıdaki örneklerde sert sessizlerin yumuşadığı görülüyor. Ancak bu kural her sözcükte geçerli değil.

Örneğin; “Davranışları, doğruluğunun kanıtıdır.” cümlesinde altı çizili sözdeki “t” sert ünsüzü iki ünlü arasında kaldığı halde yumuşamamıştır.

Hangi sözcükte bu yumuşamanın olacağı hangisinde olmayacağı, belli bir kurala bağlanamaz. Hatta tek heceli sözcüklerin çoğunda olmazken, bazılarında olabilir. Bunu sözcüğün günlük kullanımlarını dikkate alarak anlayabilirsiniz.

Örnek: tek - i > teki, çok - u > çoğu görüldüğü gibi birincide değişim olmadığı halde ikincide olmuştur.


Dilimize Arapçadan geçen ve son hecesindeki ünlünün uzun okunduğu kelimelerde ünsüz değişimi yapılmaz.

Örnek: “Sınavda hukuku seçecekmiş.” cümlesindeki altı çizili söz buna örnektir.

Bazı sözcüklerde ise ses iki ünlü arasında kalmamasına rağmen yumuşar.

Örnek: kalp - i > kalbi, art - ı > ardı, renk - i > rengi, harç - ı > harcı

Görüldüğü gibi iki ünlü arasında kalmadığı halde “p, ç, t, k” sert ünsüzleri yumuşamıştır. Bazı sözcüklerde ise bu seslerin yumuşamadığı görülür.

Örneğin; “Sonunda işler sarpa sardı.” cümlesinde altı çizili sözcükte yumuşama olmamıştır.

Örneğin; “Zonguldak’a yerleştiklerini duydum.” cümlesinde altı çizili sözdeki “k” sert sessizi yumuşamamış ancak biz onu okurken “Zonguldağa” diye okumalıyız.

Edebiyat nedir?

edebiyat tanımı:

okuyanlara estetik (sanatsal) bir doyum sağlamak amacıyla yazılmış, ya da böyle bir amacı olmasa bile biçimsel ve içeriksel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı eserlere edebiyat denir. edebiyat bir anlatım biçimidir. düşünce ve duyguları güzel ve etkili bir biçimde anlatma sanatı olarak da tanımlanabilir. herhangi bir metnin edebiyat eseri sayılabilmesi için sanatsal değerler taşıması gerekir.



Detay:

Edebiyat, Alm. Literatur (f), Fr.Littérature (f), İng. Literature. Düşünce, duygu ve hayallerin sözlü veya yazılı olarak güzel ve tesirli biçimde anlatılması sanatı. Okuyana estetik bir tat vermek amacıyla yazılmış olan ya da böyle bir amacı olmasa bile, biçimsel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı yapıtlar. Bu anlamıyla edebiyat görece yeni bir terimdir.



Batı'da 18. yüzyılda yaygınlaşmıştır. Geçmişte şiir, destan, tiyatro gibi türler genel olarak edebiyat başlığı altında değil, ayrı ayrı ele alınırdı. Türkiye'de de edebiyat terimi bugünkü anlamına ancak 19. yüzyılın sonlarında kavuşmuştur. divan edebiyatında şiir ve düzyazı (inşa), amaçlan ve kuralları farklı olan iki ayn sanat dalı olarak görülürdü.Edebiyatın kapsamıEdebiyat bir anlatım biçimidir. Düşünce ve duygulan güzel ve etkili bir biçimde anlatma sanatı olarak da tanımlanır. İnsan yaşantılarını anlatan her metin edebiyat yapıtı değildir. Konu tartışmalı olmakla birlikte, asıl amacı estetik tat vermek değil, bilgi vermek ya da inandırmak olan yapıtlar (teknik ve bilimsel kitaplar, gazete yazılan, reklam metinleri, propaganda yazıları vb) genellikle edebiyatın kapsamı dışında bırakılır. Bir metnin edebiyat yapıtı, sayılması için sanat değeri taşıması gerekir! Ama bu değeri tanımlamak kolay değildir. Edebi değeri olan bilimsel metinlere rastlanabildiği gibi, sanat katına yüksele-meyen şiirler de vardır. Bunlara şiir değil, manzume denir.



Edebiyatın tanımı ve kapsamıyla ilgili tartışmalar, estetik kuramının alanına girer. İlk sistemli estetik felsefesinin kurucusu olan kant'a göre, bir metnin sanat sayılabilmesi için "çıkar gözetmemesi", başka bir deyişle kendi dışında hiçbir amaç taşımaması gerekir. Bütün sanatlar gibi edebiyat da bu bakımdan oyuna benzetilebilir. Oyunun kendi dışında hiçbir amacı yoktur, yalnız zevk almak için oynanır ve biter. Bu yaklaşım, edebiyatı öteki insan eylemlerinden ayıran çok önemli bir noktayı vurgulamakla birlikte, iki yönden eleştiriye açıktır. Birincisi, fazlaca "hazcı" bir yaklaşımdır; edebiyat yapıtlannın içerdiği "doğruluk" boyutunu, aydınlanma yanını ihmal etmektedir. İkincisi, yeterince tarihsel değildir; geçmişte edebiyat dışı sayılan bazı metinlerin zamanla edebiyat kapsamı içine alındığını, bazılarınınsa edebi değer ve işlevini yitirdiğini göz önünde tutmamaktadır. Oysa bütün insan ürünleri gibi sanat da ölümlüdür.



Edebi türlerin en "edebi", en katışıksız, en yoğun olanı lirik şiirdir. estetik haz vermenin ötesinde hiçbir amaç taşımaz. Ama bu estetik hazzın içinde derin, karmaşık ve dile getirilmesi güç bir insani gerçeklikle karşılaşmanın verdiği heyecan da vardır.



Yoğunluk ve katışıksızlık açısından lirik şiiri destan, eleji, ağıt, mesnevi, dramatik şiir ve felsefi şiir gibi manzum türler izler. Bunlar genellikle firik şiirden daha uzun ve daha gevşek dokuludur. roman, 18. yüzyılda gelişen ve 19. yüzyılda öne çıkan bir türdür. Kaynaklan açısından en zengin edebi biçim olduğu söylenebilir. Destan, masal, ortaçağ romansları, deneme ve felsefi metin gibi daha eski biçimlerin hepsi romanı beslemiştir. Ama günümüzde satışa çıkan romanlann büyük bölümü edebiyat yapıtı sayılmaz; estetik zevk vermek için değil, oyalamak ve eğlendirmek için yazılmışlardır. Seyahatname, gezi notları, anı, otobiyografi, günlük ve mektup gibi kişisel metinler, genellikle edebiyat ile belgeseli ayıran çizginin iki yanında yer alır. Üsluplarının yetkinliği ve içeriklerinin zenginliğiyle büyük edebiyat yapıtı katma yükselenler olduğu gibi, "gazete yazısı" ve "anı defteri" düzeyinde kalanlan da vardır. Birçok kişisel metin, edebi değerinden çok, yazan konusunda özel bilgiler vermesi yüzünden ilgi çeker. Öte yandan, kolay kolay hiçbir türe sokulamayan ve üslup kaygısı gözetilmeden yazıldığı halde okurlara estetik bir doyum sağlayan metinler de vardır; 20. yüzyıl edebiyatında dışavurumculuk, dadacılık ve gerçeküstücülük gibi akımlann ürünleri genellikle bu türdendir.



Edebiyat akımları:

anakreontizm

anlatımcılık (Ekspresyonizm)

dadaizm (Dada Hareketi )

dandizm

Doğaüstü

Edebiyat-ı Cedide

egzistansiyalizm

Entimist (İçtenci)

Estetizm

fütürizm (Gelecekçilik)

İmajizm

empresyonizm (İzlenimcilik )

Klasisizm (edebiyat)

kübizm

lirizm

Milli Edebiyat Akımı

natüralizm

Neo-klasikçilik

Neo-realizm

parnasizm

Parnasse Okulu

popülizm

postmodernizm ve roman

realizm (Gerçekçilik)

romantizm

romantizm ve Gerçekçilik

Simgecilik (sembolizm)

sürrealizm (Gerçeküstücülük)

Verismo





Edebiyat Türleri:



a) nazım:

1- Şiir

2- Destan

3- Ağıt

4- Mesnevi

5- Eleji





b) nesir:

1- roman

2- Öykü

3- Masal

4- tiyatro

5- deneme

6- makale

7- biyografi

8- otobiyografi

9- Eleştiri

10- Anı

11- Gezi yazısı

12- mizah

13- Edebi destan