1790'dan yaklaşık 1850'ye kadar Avrupa'da gelişim göstermiş büyük bir akım olan, edebiyatın, müziğin felsefenin görünümünü köklü bir şekilde değiştiren ve resimde bir yenilenmeye yol açan romantizm (fr.Romantisme), belli bir tanıma girmeyen niteliğni korumakla beraber, var olmanın özgür bir ruh halini işaret etmektedir
Romantizm bir edebiyat akımı olmanın ötesinde, 18.yy.sonu ile 19.yy.başlarında Avrupa'da yer etmiş belli bir duyarlılığı belirtir. İngiltere ve Almanya'da doğan bu hareket Fransa ve Güney Avrupa ülkelerine (İtalya ve İspanya) biraz daha geç girmiştir. Klasik edebiyat akımına tepki olarak 18. yüzyılın sonlarında doğan ve Victor Hugo'yla birlikte büyük ün kazanan Romantizm, insanın yaratma özgürlüğü önündeki her şeye karşı durur. "En iyi kural, kuralsızlıktır" diyen romantikler, insanın duygularını, düş gücünü hayata geçirmesini ve insanı düzeltmenin toplumu düzeltmekle olabileceğini savunurlar.
İngiliz romantiklerinden Percy Bysshe Shelley.
İngiliz romantiklerinden Percy Bysshe Shelley.
İngiltere
İngiliz romantikleri yalnızca uygarlığın yapmacılığına, tarihin acımasızlığına değil, aynı zamanda köleliğin yeni biçimlerine, yabancılaşmaya, modern kapitalizm yolcuları acımasızca sömürmesine de karşı çıktılar. İlk kuşak İngiliz romantikleri William Blake (Masumluk Şarkıları, 1789), William Wordswoth (Olgunluk Şarkıları, 1794) ve Samuel Taylor Coleridge (Lirik Badlar, 1798) coşkuyla Fransız devrimcilerinin yanında yer almışlardır. İlk İngiliz romantizmi doğuya, kadınlık, çocukluk dünyasına yöneliktir.
İkinci romantik kuşak Lord Byron yaşamda duyulan acıyı dile getirmekte ya da asi kahramanların şarkısını söylemektedir.[2] 1824'te başkaldıran Yunanlılar'ın arasında ölümüyle romantik umutsuzluğun simgesi olmuştur. Percy Bysshe Shelley doğada insan için bir avunma getirmiştir (Ode to a Nightingale). İrlanda melodilerin yazarı Moore ve onu izleyen ve yapıtıyla uluslararası başarı yakalayan Byron önemli romantiklerdir. Walter Scott "Göldeki Kadın-The Lady of the Lake, 1810" adlı tarihi romanıyla kendini kabul ettirmiştir.
Almanya
Friedrich Schiller, Alman romantiklerindendir.
Friedrich Schiller, Alman romantiklerindendir.
Alman romantizmin kaynakları XVIII.yy.'a kadar uzanır. Klapstock ve Lessing yenilenmenin öncüleridirler. "Sturm und Drang" hareketinin kökennde de onların etkisi hissedirlir. Herder'in yanı sıra Goethe ve Schiller de bu hareketin içindedirler. Romantizm, Hödlerlin ve Jean-Paul gibi sonraki kuşağın temsilcilerinde daha belirgindir. Son romantikler arasında Eichendorff, Ludwig Uhland, Mörike ile romantizmden etkilenmekle kalmayıp bu hareketin tüm özlemlerini paylaşmayan Heine sayılabilir.
Fransa
Geçmişten devralınan her şeyin söz konusu edilmesine dayanan ve anlaşılması güç bir modernlik verilerine göre biçimlenen bu yeni duyarlılığın ortaya çıkış biçimleri Fransız Devrimi'nin hemen öncesinden başlayarak Fransa'da her dönemde varlığını sürdürdü. Fransa'da romantizm Rousseau ve Mme de Stael'i okuyan ve Chateaubriand'ı ustaları sayan kuşağı temsil eder. Romantizm Lamartin, sanatta özgürlüğü savunan Hugo, Vigny, Musset kendini kabul ettirdi ve Nerval, Gauter, P.Borel gibi sanatçıları etkiledi. Stendhal, Dumas gibi geçmişe yönelmek yerine içinde yaşadığı toplumu betimlemeyi yeğledi.
İtalya ve İspanya
İtalya ve İspanya'dan çıkan romantikler beklendiği kadar geniş bir çevreye yayılamadılar. Tarihsel koşulların etkisiyle, edebi hareket bu iki ülkede sıkı sıkıya siyasete bağlı kaldı. İtalya'da liberaller ve yurtseverler öncelikle, romantiklerdi. G.Brechet ve S.Pellico (Conciliatore'nin kurucuları) ile Manzani (Nişanlılar) önemli temsilciler arasındadır. Büyük bir şair olan Leopardi döneme damgasını vururken Carducci de Risorgimento'nun bağımlı edebiyatına karşı çıkar. İspanyol romantizmi Rivas dükü ve José Zorrilla'nın oyunlarıyla tiyatroda etkili oldu. Ayrıca Espronceda'nın daha sonralarıyla Becaver'in şirleri önemli ürünlerdir.
Türkiye
Tanzimat Fermanı'nın ilanından sonra başlayan ve Batı edebiyatı örnek tutularak meydana getirilen Tanzimat edebiyatının (1859-1895) ilk yıllarında romantizm akımının başlıca kişilerinin başlıca yapıtları verildi. Hugo, Chateaubriand, Dumas; tiyatro alanında özellike Gothe ve Schiller anılabilir. Tanzimat edebiyatının pek çok yazar ve şairi (Ahmet Mithat, Namık Kemal, Şemsettin Sami, Abdulhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem) romantizm akımının etkisindedirler. Namık Kemal'in İntibah romanı Kamelyalı Kadın'ın; Vatan yahut Silistre oyunu da Romeo ve Juliet'in etkisindedir. Edebiyat-ı Cedide döneminde Halit Ziya Uşaklıgil'nın Mai ve Siyah adlı romanındaki Ahmet Celal karakteri romantik yazarları okumak için özlem duyar. [3]II.Meşruyet döneminden sonra Milli Edebiyat döneminde Yusuf Ziya Ortaç'ın Binnaz adlı oyununda Hugo'nun etkisi vardır.
Rusya
Ulusal edebiyatın hızla gelişmesi karşısında romantizm,Rusya'da gölgede kaldı. Puşkin, Gogol, Lermontov ulusal edebiyatın ilk örneklerini verdiler.
Sanatta Romantizm [değiştir]
Goya'nın Reading adlı tablosu. 1820-1821. Museo del Prado, Madrid
Goya'nın Reading adlı tablosu. 1820-1821. Museo del Prado, Madrid
Sanatta Romantizm
Romantizm, resimde de kendini gösterdi ancak ifadesini biçimden çok düşüncede bulduğundan belirli bir üslup benimsemedi. Goya, Turner, Delacroix'in coşkunluğu kadar Blake'in yeniklasikçiliğiya da Delaruche'nin kurallara bağlı tarzı, Füssli'nin düşselliği, Biedermeier'in burjuva dünyası romantizm hareketinden kaynaklanır. Romantizm, klasikçilik kuramının önderi Ingrer'i de etkilemiştir. Doğa duygusuna metafizik bir anlam kattı, kimilerine bir renk zevki aşıladı, özneliği, melankoliyi, kaygıyı doruk noktasına çıkardı; akıldışı olanı savundu, gotik hayranlığını kamçıladı; doğuculuğu yüceltti; şövalye romanları, İskandinav sagaları ve Ossian'ın düzmece şarkılarında kendine konular aradı. Plutarkhos'un kişilerinin yerini, Shakspeare'in, W.Scott, Bryon, Goethe, Hugo'nunkiler aldı. Fırtınalar, gün batımları, uçurumlar, baykuşlar, kurukafalar, ürkmüş atlar, ikonografide önemli bir yer tutmaya başladı. İngiltere'de Edmun Burke'ün "A Philosophical Enquiry into the origine of our ideas of the sublime and Beautiful" adlı kitabıyla başlayan romantizm, Gainsbrarough'u son yapıtlarında ve bir ölçüde Reynolds, Reaburn, Lawrence 'in büyük portrelerinde kendini gösterdi. Füssli (Kabus, 1782, Goethe museum, Frankfurt), Blake, J.Martin, S.Palmer'in yapıtlarında da hayal gücü önemli bir yer tuttu. Cozens, Cotman, Constabla gibi manzaracıların şiirsel anlatımı, Turner'da biçimlenip parçalanmasıyla kendini gösteren bir yoğunluk kazandı. İspanya'da romantizm Goya tarafından yüceltildi. Fransa'da Oors (Nasıra Savaşı, 1801, Nantes Müzesi) ile başlayan romantizm Gericalt (Madusa'nın şalı, 1819, Louvre) ve İngiliz Bonington ile devam etti. Amerika'da da A.B.Durand ve şair Caleridge'in dostu W.Allston'un adları sayılabilir.
Romantik Müzik
Müziğin öncelikle insanın duyum ve duygularına seslenmesi ölçüsünde, aklın önceliğini tartışma konusu yapan romantizmle müzik arasında doğal bir yakınılık ortaya çıkar. Romantizmle birlikte iç dünyayı yansıtan yapıtlar, yoğun bir duygusal içerik kazandı (lied); büyük çaplı yapıtlar, yeni bir gerilim ve dokunaklılığa ulaştı (programlı müzik). Orkestra zenginleşti, çeşitlendi ve çalgıların tınısı ve rengi üzernde titizlikle duruldu. Bu hareket kaynağını Almanya!daki "Sturm und Drang" ve Fransız Devrimi'nin ideolojisinde buldu. Özellikle Almanya ve Avusturya'da benimsenen romantizmin başlıca örneklerini Beethoven'ın büyük partisyonlarıdır.
Edebiyat, Alm. Literatur (f), Fr.Littérature (f), İng. Literature. Düşünce, duygu ve hayallerin sözlü veya yazılı olarak güzel ve tesirli biçimde anlatılması sanatı. Okuyana estetik bir tat vermek amacıyla yazılmış olan ya da böyle bir amacı olmasa bile, biçimsel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı yapıtlar. Bu anlamıyla edebiyat görece yeni bir terimdir.
romantizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romantizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
06 Mayıs 2008
05 Şubat 2008
Edebi Akimlar: Romantizm
Edebi Akimlar: Romantizm
Fransa’da XVIII. yüzyılın sonlarında başlayan ve klasik edebiyat akımına tepki olan, duygu, imge ve fantaziye ağırlık veren sanat akımı. Bu akım Victor Hugo ile bir edebiyat okulu (1827) kimliğini kazanmıştır. Her sanat ve edebiyat akımı gibi Romantizm akımını da doğuran değişik etkenler vardır. Bunlar ana yönleriyle şöylece özetlenebilir: Aydınlanma çağı dediğimiz XVIII. yüzyılın belirleyici özelliği, feodal ve monarşik düzenin yapısını değiştirmek, özgürlüğü, kardeşliği, eşitliği egemen kılmak diye belirtilebilir. Nitekim bu yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşen Fransız İhtilali bu ana düşünceden beslenir. Bu ihtilal, sanat ve ede biyatı da etkiler. Edebiyat ve sanat alanında daha önceki akıma, Klasisizme bir tepki başlar. Bu tepkinin kökenindeyse temelde şu etkenler yatar: Fransız İhtilali’yle ortaya atılıp yaygınlık kazanan «özgürlük, eşitlik kardeşlik» kavramları sanatçıları derinden etkilemişti. Öte yandan, kentsoylu (burjuva) sınıfın yükselişi, bu sınıfın yaşamında oluşan büyük değişmeler, tecimsel ilişkilerin artışı, yeni yeni fabrikaların kuruluşu, paranın tek güç durumuna gelişi de yine sanatçıların dünyasını sarsmıştı.Ayrıca sanatçılar kapitalist, yani anamalcı düzenin çelişkilerini gözlemliyor ama nedenlerini anlayamıyorlardı. Kısaca bir bunalım içine düşmüşlerdi.Ne işçi sınıfının yanında yer alabiliyor, ne sermaye sınıfının. Boşlukta, yanlızlıkta duyuyorlardı kendilerini. İşte bu etkenlerle anamalcı düzenin çelişkilerine başkaldıran bir yol seçtiler. Kentlerden, süslü cilalı salonlardan kaçma; özgürlüğü doğada, kendi iç dünyalarında arama yolunu seçtiler. Seçkin sınıfların klasik ölçülerini, onların saptadıkları kuralların tümünü bir yana attılar. Bunları insanın yaratma özgürlüğünü engelleyen birer bağ gibi gördüler. En iyi kural, kuralsızlıktı Romantikler için. Bunun için Yunan mitolojisine değil, Hıristiyanlığın mucizelerine, ulusal değerlere ve söylencelere eğilmenin, halka ve doğanın kucağına dönmenin gerekliliğini savundular. Salt aklıyla davranan, düşünen insan «yozlaşmış bir hayvan» dır görüşünden yola çıkarak insanların duygularını, düş ve güçlerini geliştirmeyi amaçladılar. İnsanı toplumsal çevresiyle birlikte algılamaya çalıştılar. İnsanı düzeltmenin, toplumu düzeltmekle gerçekleşebileceğine inandılar.
Romantizmin en belirleyici özelliği, «sanatçının kendi yerini bulamadığı bir dünyadaki iç tedirginliğini, yeni bir toplumun özlemini yaratan güvensizlik ve kopmuşluk»tur. Bunu, bu akımın belirleyici özelliklerini Heinrich Heine’nin ünlü Harz Dağları adlı şiirinde görebiliriz:
Siyah setreler, ipekli çoraplar,
Beyaz, kibar kolluklar,
Nazik konuşmalar, kucaklaşmalar...
Ama ne olurdu biraz da kalpleri olsaydı!
Göğüslerinde kalpleri, kalplerinin içinde de
Sevgi, sıcak bir sevgi olsaydı...
Onların yalancı aşk acılarından söz açan dilleri
Beni kahrediyor.
Ben dağlara çıkmak istiyorum:
İyi kalpli insanları barındıran kulübelerin bulunduğu
İnsan göğsünün özgürce soluk aldığı,
Özgür rüzgârların estiği dağlara...
Bendağlara çıkmak istiyorum:
Koyu çamların boy gösterdiği,
Derelerin çağladığı, kuşların öttüğü,
Mağrur bulutların akıştığı dağlara...
Hoşça kalın ey cilalı, parlak salonlar
Ve onlar kadar dümdüz baylar, dümdüz bayanlar;
Ben dağlara çıkmak, yükseklerden
Sizlere bakıp gülmek istiyorum.
Şair, kentsoylu (burjuva) yaşamının boğuntulu havasından kurtulmak, doğanın sessizliğine ve güzelliğine sığınmak istiyor.
Kentsoyluların acıma duygusundan, yoksunluklarını,ikiyüzlülüklerini,yabancılaşmışlıklarını vurguluyor.Salonlara olan tiksintisini, kulübelere duyduğu sevgiyi belirliyor. Özgürlüğü doğada, kulübeleri barındıran dağlarda bulacağına inanıyor. «Salonlar ve saraylarla savaş, kulübelerle barış»bütün Romantikler gibi Heine’nin de yaslandığı görüş oluyor. Şiir böylesine bir yönelimin ürünüdür bir bakıma. Bu şiirdeki yönelimler Romantiklerin tümünde görülebilir.
Romantizm akımı değişik ülkelerde değişik biçimlerde çıkmıştır ortaya. Ancak belirttiğimiz bu özellikler değişmez genellikle. Nitekim Alman edebiyatına baktığımız zaman Romantizm akımının ilk izlerine XVIII. yüzyılın ikinci yarısında oluşan «coşkunluk» sözcüğüyle karşılayabileceğimiz Strum und Drang deviniminde rastlayabiliriz. Bu devinimin öncüleri olan Klopstock (1724-1803), Herder (1744-1803) Romantizmin müjdesini verirler.Ancak Romantizme giden kapıyı Dünya edebiyatının büyük adlarından biri olan Johann Wolfgang Goethe (1749-1832) olmuştur. Genç Werther’in Acıları adlı romanında döneminin acılarını, duygularını, duygusal bir dille sergilemiştir. VJilhelm Meister ve Wilhelm Meister’in Seyahat Yılları romanlarında da toplumun yeniden düzenlenmesi sorununa dokunur.
Fransa’da XVIII. yüzyılın sonlarında başlayan ve klasik edebiyat akımına tepki olan, duygu, imge ve fantaziye ağırlık veren sanat akımı. Bu akım Victor Hugo ile bir edebiyat okulu (1827) kimliğini kazanmıştır. Her sanat ve edebiyat akımı gibi Romantizm akımını da doğuran değişik etkenler vardır. Bunlar ana yönleriyle şöylece özetlenebilir: Aydınlanma çağı dediğimiz XVIII. yüzyılın belirleyici özelliği, feodal ve monarşik düzenin yapısını değiştirmek, özgürlüğü, kardeşliği, eşitliği egemen kılmak diye belirtilebilir. Nitekim bu yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşen Fransız İhtilali bu ana düşünceden beslenir. Bu ihtilal, sanat ve ede biyatı da etkiler. Edebiyat ve sanat alanında daha önceki akıma, Klasisizme bir tepki başlar. Bu tepkinin kökenindeyse temelde şu etkenler yatar: Fransız İhtilali’yle ortaya atılıp yaygınlık kazanan «özgürlük, eşitlik kardeşlik» kavramları sanatçıları derinden etkilemişti. Öte yandan, kentsoylu (burjuva) sınıfın yükselişi, bu sınıfın yaşamında oluşan büyük değişmeler, tecimsel ilişkilerin artışı, yeni yeni fabrikaların kuruluşu, paranın tek güç durumuna gelişi de yine sanatçıların dünyasını sarsmıştı.Ayrıca sanatçılar kapitalist, yani anamalcı düzenin çelişkilerini gözlemliyor ama nedenlerini anlayamıyorlardı. Kısaca bir bunalım içine düşmüşlerdi.Ne işçi sınıfının yanında yer alabiliyor, ne sermaye sınıfının. Boşlukta, yanlızlıkta duyuyorlardı kendilerini. İşte bu etkenlerle anamalcı düzenin çelişkilerine başkaldıran bir yol seçtiler. Kentlerden, süslü cilalı salonlardan kaçma; özgürlüğü doğada, kendi iç dünyalarında arama yolunu seçtiler. Seçkin sınıfların klasik ölçülerini, onların saptadıkları kuralların tümünü bir yana attılar. Bunları insanın yaratma özgürlüğünü engelleyen birer bağ gibi gördüler. En iyi kural, kuralsızlıktı Romantikler için. Bunun için Yunan mitolojisine değil, Hıristiyanlığın mucizelerine, ulusal değerlere ve söylencelere eğilmenin, halka ve doğanın kucağına dönmenin gerekliliğini savundular. Salt aklıyla davranan, düşünen insan «yozlaşmış bir hayvan» dır görüşünden yola çıkarak insanların duygularını, düş ve güçlerini geliştirmeyi amaçladılar. İnsanı toplumsal çevresiyle birlikte algılamaya çalıştılar. İnsanı düzeltmenin, toplumu düzeltmekle gerçekleşebileceğine inandılar.
Romantizmin en belirleyici özelliği, «sanatçının kendi yerini bulamadığı bir dünyadaki iç tedirginliğini, yeni bir toplumun özlemini yaratan güvensizlik ve kopmuşluk»tur. Bunu, bu akımın belirleyici özelliklerini Heinrich Heine’nin ünlü Harz Dağları adlı şiirinde görebiliriz:
Siyah setreler, ipekli çoraplar,
Beyaz, kibar kolluklar,
Nazik konuşmalar, kucaklaşmalar...
Ama ne olurdu biraz da kalpleri olsaydı!
Göğüslerinde kalpleri, kalplerinin içinde de
Sevgi, sıcak bir sevgi olsaydı...
Onların yalancı aşk acılarından söz açan dilleri
Beni kahrediyor.
Ben dağlara çıkmak istiyorum:
İyi kalpli insanları barındıran kulübelerin bulunduğu
İnsan göğsünün özgürce soluk aldığı,
Özgür rüzgârların estiği dağlara...
Bendağlara çıkmak istiyorum:
Koyu çamların boy gösterdiği,
Derelerin çağladığı, kuşların öttüğü,
Mağrur bulutların akıştığı dağlara...
Hoşça kalın ey cilalı, parlak salonlar
Ve onlar kadar dümdüz baylar, dümdüz bayanlar;
Ben dağlara çıkmak, yükseklerden
Sizlere bakıp gülmek istiyorum.
Şair, kentsoylu (burjuva) yaşamının boğuntulu havasından kurtulmak, doğanın sessizliğine ve güzelliğine sığınmak istiyor.
Kentsoyluların acıma duygusundan, yoksunluklarını,ikiyüzlülüklerini,yabancılaşmışlıklarını vurguluyor.Salonlara olan tiksintisini, kulübelere duyduğu sevgiyi belirliyor. Özgürlüğü doğada, kulübeleri barındıran dağlarda bulacağına inanıyor. «Salonlar ve saraylarla savaş, kulübelerle barış»bütün Romantikler gibi Heine’nin de yaslandığı görüş oluyor. Şiir böylesine bir yönelimin ürünüdür bir bakıma. Bu şiirdeki yönelimler Romantiklerin tümünde görülebilir.
Romantizm akımı değişik ülkelerde değişik biçimlerde çıkmıştır ortaya. Ancak belirttiğimiz bu özellikler değişmez genellikle. Nitekim Alman edebiyatına baktığımız zaman Romantizm akımının ilk izlerine XVIII. yüzyılın ikinci yarısında oluşan «coşkunluk» sözcüğüyle karşılayabileceğimiz Strum und Drang deviniminde rastlayabiliriz. Bu devinimin öncüleri olan Klopstock (1724-1803), Herder (1744-1803) Romantizmin müjdesini verirler.Ancak Romantizme giden kapıyı Dünya edebiyatının büyük adlarından biri olan Johann Wolfgang Goethe (1749-1832) olmuştur. Genç Werther’in Acıları adlı romanında döneminin acılarını, duygularını, duygusal bir dille sergilemiştir. VJilhelm Meister ve Wilhelm Meister’in Seyahat Yılları romanlarında da toplumun yeniden düzenlenmesi sorununa dokunur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)