Doğalcılık, edebiyat, resim ve felsefede yaşamı olduğu gibi yansıtmayı öngören akımların genel adıdır. Natüralizm olarak da bilinir. Doğalcılığa göre doğanın, nesnel yasalar uyarınca işleyen bir düzeni vardır. Gözlem ve deneye dayalı bilimler, işte bu yasalar sayesinde doğa ile ilgili her alanda sağlam, kesin bilgilere ulaşabilir. Doğalcılık, doğa bilimlerinin sanata ve edebiyata uygulanmasıyla ortaya çıkmıştır. Doğalcı anlayışa göre gerçek olduğu gibi yansıtılmalı, yaşamın kaba ve bayağı sayılarak ele alınmayan yönleri de işlenmelidir. Doğalcı anlayışa göre birey, içinde yetiştiği toplumsal ve doğal çevrede biçimlenir. Ekonomik ve toplumsal baskılar altında ezilen bireyler, içlerinden gelen güçlü dürtülerle hareket ederler. Alınyazılarını belirleyebilme gücünden uzak olduklarından davranışlarından da sorumlu tutulamazlar.
Sanatta doğalcılık
Görsel sanatlarda Doğalcılık, doğanın olduğu gibi betimlenmesi biçiminde ortaya çıktı. Gerçekte ilk Doğalcı yapıtları, Eski Yunanistan'da, klasik dönem sanatçılarının verdiği söylenebilir. Rönesans sanatçıları, bir bakıma bu anlayışı yeniden canlandırdılar. 17. yüzyılda yaşayan Doğalcı ressamlar doğayı, güzelliği ve çirkinliğiyle olduğu gibi yansıtmakta birleşiyorlardı. Doğalcı terimi de ilk kez bu yüzyılda kullanıldı. İngiliz manzara ressamı John Constable, 1830'larda doğanın tüm yönleriyle, olduğu gibi betimlenmesi gerektiğini savundu. Constable’ın etkisinde kalan Fransız Barbizon ressamları, yeni Avrupa Doğalcılık'ının manzara resmindeki temsilcileriydi. Bu yıllarda Jean-Baptiste Camille Corot, Alfred Sisley, Camille Pissarro ve Claude Monet de Doğalcı yapıtlar verdiler. 19. yüzyılın sonuna doğru Doğalcılık Alman ressamları üzerinde de etkisini gösterdi. ABD'de ise Doğalcılık 19. yüzyılda, Gerçekçilik’le iç içe gelişti.
Edebiyatta doğalcılık
Edebiyatta Doğalcılık, 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa'da doğdu. Bu akımın kuramsal temellerini Fransız Hippolyte Taine'in oluşturdu. Taine'in düşüncelerinden etkilenen Goncourt Kardeşler, ilk Doğalcı roman olan Germinie Lacerteux‘u (1864) yazdılar. Ama edebiyatta Doğalcılık asıl anlatımını, Emile Zola'nın Le Roman expérimental (1880; "Deneysel Roman") adlı deneme yazılarında buldu. Goncourt Kardeşler’den etkilenen Zola'ya göre romancı, olguları yalnızca saptayarak yazmakla yetinen bir gözlemci değil, roman kişilerinin iç dünyalarını, duygusal ve toplumsal olguları bir dizi deneyden geçiren bir deneycidir. Doğalcılık'ın öngördüğü yöntemlere Zola kadar sıkı sıkıya bağlı kalmış çok az yazar vardır. Ama bir süre sonra, ünlü öykücü Guy de Maupassant, romancı Joris-Karl Huysmans, Alman oyun yazarı Gerhart Hauptmann, Portekizli romancı José Maria Eça de Queirós bu akımdan etkilenerek yazmışlardır. Doğalcı yazarlar, nesnel gerçekleri yazdılar ve idealleştirmeye karşı çıktılar. Yaşamın acımasız ve kaba yanlarını da yansıttılar. Kalıtıma ilişkin görüşlerinin etkisiyle, güçlü tutkuların pençesinde kıvranan basit tipleri ele alarak işlediler. Doğalcı yazarlar, çevrenin birey üzerindeki ezici bir etkisi olduğuna inanıyorlardı. Bundan dolayı yapıtlarında, iç karartıcı mekânları, gecekondu semtlerini ve yeraltı dünyasını bir belgesel diliyle işlediler. Avrupa edebiyatında Doğalcılık'ın etkileri zayıflamaya başladığı bir dönemde ABD'de, Stephen Crane, Frank Norris ve Jack London bu anlayışla yazdılar. Theodore Dreiser, ABD'de Doğalcılık'ı doruğa ulaştırdı. James T. Farrell'ın Studs Lonigan (1932-35) başlıklı üçlemesi son Doğalcı yapıtlar oldu. Türk edebiyatına Doğalcılık, deneye dayalı bilimlerin ateşli savunucusu Beşir Fuad’ın etkisiyle girdi. Beşir Fuad roman ya da öykü yazarı değildi, ama bazı yapıtlarında Doğalcılığın temel ilke ve yöntemlerini savunarak dönemin romancı ve öykücülerini etkiledi. Türk edebiyatının ilk Doğalcı romanı, 1891'de Ahmed Midhat Efendi’nin yazdığı Müşahedat‘tır ("Gözlemler"). Bu akımın Türk edebiyatındaki ilk önemli temsilcisi ise Hüseyin Rahmi Gürpınar’dır. Gürpınar Doğalcılık'a, Mürebbiye (1899) adlı romanında kahramanlardan birinin ağzından bu akımın ne olduğunu anlatacak kadar önem vermiştir. Ben Deli miyim? (1925) adlı romanı müstehcen bulunarak dava açılınca yazar, "gerçek öykücülük, tüm bilimleri, fenleri kapsayan, her kötülüğü, her hastalığı, her gizli fesadı, yarayı aydınlığa çıkaran yüce bir güçtür" diyerek duruşmada kendisini ve Doğalcılık anlayışını savunmuştur. Doğalcılık, kısa ömürlü bir akım olmakla birlikte Gerçekçiliğin zenginleşmesini, yeni konuların bulunmasını, biçime öncelik tanımayan ve yaşama yakın olan bir anlatımın gelişmesini sağladı.
Edebiyat, Alm. Literatur (f), Fr.Littérature (f), İng. Literature. Düşünce, duygu ve hayallerin sözlü veya yazılı olarak güzel ve tesirli biçimde anlatılması sanatı. Okuyana estetik bir tat vermek amacıyla yazılmış olan ya da böyle bir amacı olmasa bile, biçimsel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı yapıtlar. Bu anlamıyla edebiyat görece yeni bir terimdir.
naturalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
naturalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
06 Mayıs 2008
05 Şubat 2008
Edebi Akimlar: Naturalizm
Edebi Akimlar: Naturalizm
Fransa’da 1897 yılında ortaya çıkan, gözlemle birlikte bilimsel deneyi de uygulayan. edebiyat akımı. Bu akım içinde yer alan sanatçılar, bilim ile endüstriyi çağdaş dünyaya özgü güzellik olarak görmüşlerdir. Bu görüşün ve akımın öncüsü Fransız romancısı Emile Zola’dır(1840-1902).Deneysel bilimlerdeki Olguculuk ve Gerekircilik yöntemini edebiyata aktarmıştır. Bu yöntemin yaslandığı ilkelere göre, doğa olaylarında aynı koşullar altında aynı nedenler nasıl aynı sonuçları doğuruyorsa toplumsal ve ruhsal olaylarda da aynı yasa geçerlidir. Şöyle ki, insanın huy ve davranışlarını anlatabilmek için, soyunu sopunu ve içinde yetiştiği çevreyi incelemek gerekir. Bu bakımdan sanatçı bir bilim adamı gibi davranmalı; olayları ve insanları bir fizikçinin, bir doğa bilgininin gözüyle incelemelidir. Zola da böyle bir yaklaşım içinde oluşturmuştur yapıtlarını.Romanlarına kahraman olarak seçtiği kişileri, soyaçekimin ve içinde yetiştikleri doğal ve toplumsal çevrenin koşullarına göre incelemeyi denemiş, bu deneyiminin ürünü olan romanlarına deneysel roman adı vermiştir. Doğalcılığın kurallarına uygun yapıtlar verebilmek amacıyla İkinci İmparatorluk Döneminde bir aile çevresini ele almış, Rougon-Macquari İkinci İmparatorluk Döneminde Bir Ailenin Doğal ve Toplumsal Tarihi başlığı altında 20 ciltlik bir roman dizisi yazmıştır. Bu dizide bir ırkın başına gelen, sinir ve kanla ilgili hastalıkların nasıl birbirini izlediğini göstermiştir. Meyhane, Germinal, Toprak, Therese Raquin diziyi oluşturan romanların başında gelir. Bu romanlarda çevre ile soyaçekimin insanlar üzerindeki etkisini gösterir. Öte yandan bu romanlarda anamalcı düzenin gerçek yüzünü de tanıtmaktan geri kalmaz. İnsanın insan tarafından nasıl sömürüldüğünü, yaşamın korkunç koşullarının insanı nasıl hayvanlaştırdığım yansıtır.
Naturalizm akımını geliştirip onu estetik açıdan bir ölçüde zenginleştiren adlardan biri de Guy de Maupassant (1850-1893) olmuştur. Tombalak, Ay Işığı, Küçük Roque gibi öykü yapıtlarında; Bir Hayat, Güzel Dost, Ölüm Gibi Kuvvetli, Pierre ve Jean... gibi romanlarında insanı ve çevresini, karakter ve onu oluşturan toplumsal ortamı bir bütün olarak, gözlemci ve yalın bir anlatımla yansıtmıştır. Yaşamı çözümsel yönden ele almış, çelişkileriyle görüntülemiştir: «Köylüler, askerler, masalarında geviş getiren, gırtlaklarına kadar kırtasiyeciliğe batmış bürokratlar; genç burjuva bohemler, hanımefendiler, taşra eşrafı, refahı yerinde, ama vahşi bakışlı çiftlik sahipleri, bir kuruşu bile sayan ve elinden geldiğince para yapmaya bakan açgözlü küçük burjuva, küçük lokanta sahipleri, genelev işletmecileri, yosmalar, büyük işadamları, parababaları, gazeteciler, taşra rahipleri, denizciler, rahibeler, küçük tüccarlar, doktorlar; lekeli ya da saf bir aşk; her yönüyle amansız çıkar çatışmaları, aile bağlarının çözülmesi, duyguların ve bir bütün olarak burjuva toplumunun çürümeye yüz tutması, basit insanların vatanseverliği, burjuvazinin nüfuz ticareti, taşra hayatındaki budalalıklar, sonu gelmez servet mücadelesi, insan ilişkilerinde korkunç, acımasız tavır...» bütün yönleriyle Maupassant’ın yapıtlarında sergilenmiştir. (Boris Suchkov)
Fransa’da 1897 yılında ortaya çıkan, gözlemle birlikte bilimsel deneyi de uygulayan. edebiyat akımı. Bu akım içinde yer alan sanatçılar, bilim ile endüstriyi çağdaş dünyaya özgü güzellik olarak görmüşlerdir. Bu görüşün ve akımın öncüsü Fransız romancısı Emile Zola’dır(1840-1902).Deneysel bilimlerdeki Olguculuk ve Gerekircilik yöntemini edebiyata aktarmıştır. Bu yöntemin yaslandığı ilkelere göre, doğa olaylarında aynı koşullar altında aynı nedenler nasıl aynı sonuçları doğuruyorsa toplumsal ve ruhsal olaylarda da aynı yasa geçerlidir. Şöyle ki, insanın huy ve davranışlarını anlatabilmek için, soyunu sopunu ve içinde yetiştiği çevreyi incelemek gerekir. Bu bakımdan sanatçı bir bilim adamı gibi davranmalı; olayları ve insanları bir fizikçinin, bir doğa bilgininin gözüyle incelemelidir. Zola da böyle bir yaklaşım içinde oluşturmuştur yapıtlarını.Romanlarına kahraman olarak seçtiği kişileri, soyaçekimin ve içinde yetiştikleri doğal ve toplumsal çevrenin koşullarına göre incelemeyi denemiş, bu deneyiminin ürünü olan romanlarına deneysel roman adı vermiştir. Doğalcılığın kurallarına uygun yapıtlar verebilmek amacıyla İkinci İmparatorluk Döneminde bir aile çevresini ele almış, Rougon-Macquari İkinci İmparatorluk Döneminde Bir Ailenin Doğal ve Toplumsal Tarihi başlığı altında 20 ciltlik bir roman dizisi yazmıştır. Bu dizide bir ırkın başına gelen, sinir ve kanla ilgili hastalıkların nasıl birbirini izlediğini göstermiştir. Meyhane, Germinal, Toprak, Therese Raquin diziyi oluşturan romanların başında gelir. Bu romanlarda çevre ile soyaçekimin insanlar üzerindeki etkisini gösterir. Öte yandan bu romanlarda anamalcı düzenin gerçek yüzünü de tanıtmaktan geri kalmaz. İnsanın insan tarafından nasıl sömürüldüğünü, yaşamın korkunç koşullarının insanı nasıl hayvanlaştırdığım yansıtır.
Naturalizm akımını geliştirip onu estetik açıdan bir ölçüde zenginleştiren adlardan biri de Guy de Maupassant (1850-1893) olmuştur. Tombalak, Ay Işığı, Küçük Roque gibi öykü yapıtlarında; Bir Hayat, Güzel Dost, Ölüm Gibi Kuvvetli, Pierre ve Jean... gibi romanlarında insanı ve çevresini, karakter ve onu oluşturan toplumsal ortamı bir bütün olarak, gözlemci ve yalın bir anlatımla yansıtmıştır. Yaşamı çözümsel yönden ele almış, çelişkileriyle görüntülemiştir: «Köylüler, askerler, masalarında geviş getiren, gırtlaklarına kadar kırtasiyeciliğe batmış bürokratlar; genç burjuva bohemler, hanımefendiler, taşra eşrafı, refahı yerinde, ama vahşi bakışlı çiftlik sahipleri, bir kuruşu bile sayan ve elinden geldiğince para yapmaya bakan açgözlü küçük burjuva, küçük lokanta sahipleri, genelev işletmecileri, yosmalar, büyük işadamları, parababaları, gazeteciler, taşra rahipleri, denizciler, rahibeler, küçük tüccarlar, doktorlar; lekeli ya da saf bir aşk; her yönüyle amansız çıkar çatışmaları, aile bağlarının çözülmesi, duyguların ve bir bütün olarak burjuva toplumunun çürümeye yüz tutması, basit insanların vatanseverliği, burjuvazinin nüfuz ticareti, taşra hayatındaki budalalıklar, sonu gelmez servet mücadelesi, insan ilişkilerinde korkunç, acımasız tavır...» bütün yönleriyle Maupassant’ın yapıtlarında sergilenmiştir. (Boris Suchkov)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)